“El Aspro Para El Dia Malo” Selanik’in İzinde: Küçük Kudüs – Serdar Korucu

Yüzyıllar boyunca Balkanlar’daki en önemli Yahudi yerleşimi olan Selanik’in geçmişi “Küçük Kudüs” kitabında toplandı. Kitap bugün şehrin miras olarak kabul ettiği “Bizans, Büyük İskender, Makedonya” üçlüsünün dışındaki tarihine ayna tutuyor.

kucukkudus

Elettra Stamboulis’in hikayeciliğini, Angelo Mennillo’nun çizgileriyle birleştiren, İtalyanca aslı “Piccola Gerusalemme”, Yunanca olaraksa “Μικρή Ιερουσαλήμ” adıyla çıkan kitap, “Küçük Kudüs” ismiyle Hasan Özgür Tuna’nın çevirisi ile İstos Yayınları tarafından basıldı.

Grafik roman, Yunanistan’da iç savaş döneminde direnişe katılmış Yahudi anneannesinin izinden ailesinin köklerini süren Romanos’un gözünden Selanik’i anlatıyor: “Hacı derlermiş Kudüs’ten dönenlere. Hacı Romanos oldum ben de böylece. Zaten Selanik’e de uzun yıllar ‘Küçük Kudüs’ demişler.”

Romanos, anneannesinden öğrendiği Yahudi İspanyolcasını hatırlıyor zaman zaman. Selanik’te Yunancadan da etkilenen haliyle: “El aspro para el dia malo. Zor günler için sakla beyazları derdi daima ninem, Cervantes’in İspanyolcasıyla çeşnilendirilmiş Sefarad Yunancasıyla. Sefaradların İspanyolcası konuşulmuyor artık. Ninem tam bir dil mirasıdır. O da bütün ailemle birlikte yaşıyor.”

kucuk-kudus-avlaremozRomanos, büyükannesi ile konuşmalarında kimliğini sorgular, “Şimdiye İspanyol da olabilirdim, biliyor musun? 1924’te bütün Sefaradlar İspanya pasaportu alabiliyordu. Ama sen Bulgaristan’da kaldın… Niye?” diye sorar. Yanıt ise “Her şey değişmişti, ben de dahil. Artık tanrısızdım” olur.

Sadece Selanik’in sokaklarında dolaşmak bile etkiler genç Romanos’u. “Bütün katliamları saymadan edemiyorum” der. Özellikle de 1943 Mart’ında yaşananları:

“Annenin sana göndermiş olduğu mektubu ezbere bilir, hiç bakmadan bana okurdun:
“Başımıza gelenleri duymadın galiba. Bu hafta sinemada ve tarih kitaplarında gördüğümüz birtakım sahneler yaşadık… İki gece boyunca, elbiselerimiz üzerimizde, yatakta oturup kapı ne zaman çalacak da bizi götürecekler diye bekledik.”

On yaşımda beni gecenin bir vakti giyinik bir halde, koltuk altımda gramer kitabıyla buldun. Varna’da birilerinin kapımızı çalmasını bekliyordum. Böylece artık bu hikayeleri bana anlatmaktan vazgeçtin.”

“KULAK KABARTIYORUM OLUR DA HAVADA GEZİNEN BİR SEFARAD ŞARKSINA RASTLARIM DİYE…”

43Yolculuğu attığı adımlarla derinleşir. 19. yüzyılın sonunda inşa edilen İosif İsaak Modiano’nun evine ve aslında bir Türk için yapılan daha sonra Şalom kardeşlere satılan, 1930’da da Murdoch Villası’na dönüşen binaya gider. Geçmişin tüm yükü ile:  “Egnatia Bulvarı’nın oralarda kulak kabartayım diyorum… Bir zamanlar Yahudi mahalleleri varmış buralarda: Pulya, Leviye, Fındık, Salhane. Kulak kabartıyorum, olur da havada gezinen bir Sefarad şarkısına rastlarım diye ama tek yakaladığım 17 yangınının küllerinin kokusu oluyor.”

O an anneannesi fısıldıyor kulağına. Yaşadığı dönemin Selanik’indeki Şabatları: “Ne ateş yakabilirdin, ne de dükkanını açabilirdin. Selanik’te her şey göktaşı düşmüş gibi donmuş vaziyetteydi.”

“BİLGİNİN ÖLÜLER ÜZERİNE İNŞA EDİLDİĞİ ŞEHİR”

Hemen sonrasındaysa Romanos,  şehrin Nazi işgali altındaki dönemine taşınıyor. Holokost’un Selanik’e vurduğu darbeye, yüzlerce yıllık Yahudi varlığının büyük bölümünü nasıl yok ettiğine: “Askeri kamplara götürülen 46 bin 91 Yahudi’den sadece 1950’si dönmüş. Dönenlerden çoğu da arkalarında neredeyse hiçbir şey bırakmadan göç etmiş. Şehirde artık farklı sesler duymayışım bundan. Sadece üniversiteye yöneldiğim zaman uğultular yükseliyor: Burada bir zamanlar eski Yahudi mezarlığı varmış. Burada bilgi ölülerin üzerine inşa ediliyor.”

“AVRAAM AMCA’NIN MEZAR TAŞINA, FLORA TEYZE’NİN NASIRINA BASARMIŞIM GİBİ”

“Selanik’im, benim fukara anam” diye seslendiği şehrin üniversitesinin kendi geçmişi, atalarının kemikleri üzerine kurulu oluşunu ise Romanos, bütün unutuluşa bir meydan okumayla dile getiriyor: “Üniversitenin ağaç dikili yollarının altında akrabalarım yatıyor. (…) Her gün, fakültenin yanındaki kampüsten geçerken Avraam Amca’nın mezar taşı üzerinde yürüyor ya da Flora Teyze’nin nasırına basıyormuşum gibi hissediyorum. Şimdi yeraltında bulunan Yahudi mezarlığı ‘43’ün o korkunç Aralık ayında Makedonya komutanının emri üzerine yıkılmıştı. Orada 100 binlerce mezar bulunuyordu, kimileri 15. yüzyıldan kalma. Birkaç gün içinde hepsi yerle bir edildi. Almanlar mermerlerin çoğunu yol yapımı ve bir havuzun inşasında kullandılar.”

Bunları da beğenebilirsiniz...