Mozaiğin Kayıp Parçası: Trakya Yahudileri (4/15)

Kaynak: Şalom Gazetesi, 15 Ekim 2003, Sayı: 2808, Sayfa: 8,9

KIRKLARELİ: “ISSIZ TEVADA TEK KİŞİLİK İLAHİ” (1/2) – David Forman

Beşinci durağımız, Kırklareli… Grup olarak gezip, ikinci gün boyunca İzzet Moreno ile daha derinlemesine araştırdığımız, oldukça düzenli ve temiz bir ilçe. Sinagogu da var, eski Yahudi evleri de. Bizim için en önemlisi, yıllardır orada yaşayan dindaşlarımızı tanımış olmamız. Cemaat toplam sekiz kişi – ufak ama candan. Ne kadar güzel zaman geçirdik, neler duyduk, nelere güldük, nelere hüzünlendik…

Hoca Efendi Haham Abravanel: “Koca Kırklareli cemaati sizi bekliyor; haydi yürüyün çocuklar!”

15ekim1-haham-abravanelKoca cemaat 8 kişi. Bizi sevindirmeye yetti de arttı. Ne kadar şeker insanlar, kesinlikle dedemiz, anneannemiz olabilirdi. Yahudi Sokağı’ndaki eskinin kokusu ve 250 yılı aşkın mezar taşları. Unutamayacağımız bir durak!

Kendi kendime şaştım”, diyor ‘Hoca Efendi’ Haham Hayim Abravanel, “Bu kadar yıl nasıl Kırklareli’de kaldım! Pişman değilim, hayatım huzurlu geçti. Ama aslında 1950’de sadece birkaç yıllığına gelmiştik buraya, biraz para toplamak, biraz kuvvetlenmek için. Eh, evdeki hesap her zaman çarşıya uymazmış!”.

Kırklareli’ye akşam saatlerinde varmıştık. Lüleburgaz’ın sanayileşmiş havasından sonra kimliğini koruyabilmiş, “Vilayet”in etrafında Avrupai bir şekilde çember şeklinde dönen bir “Centrum” görebilmek hoştu doğrusu. Hayim Abravanel’i fötr şapkasından ve elindeki Şalom’dan tanıyacaktık. Zor olmadı. Elindeki Şalom, uzaktan belli, bir önceki haftanın siyaha bürünmüş, rahmetli Salamon Bicerano’nun vefatı sonrası çıkan gazete. Üzücü bir rastlantı, keza Bay Bicerano Kırklarelili… Biz onun Kırklareli anılarını dinleyemeden aramızdan ayrıldı. Büyüklerimizin o denli sevdiği ve saydığı bir kişiyi çoğumuz hiç tanıyamadık, sadece bir “merhaba” diyebildik belki de.

HAHAM HAYİM ABRAVANEL

“Haham Efendi” çarşının içinde oturuyor. Günün yorgunluğu ve amatör gazetecilik heyecanıyla “o da gerekir”lerle doldurduğumuz sırt çantalarının altında ezilirken, bir yandan da Bay Abravanel’e ayak uydurmak zorundayız. 82 yaşındaki delikanlı, tüy gibi adımlarla eve koşuyor. Eşi Viktorya borekitas hazırlamış, geç kaldığımız için de biraz endişelenmiş. Beş günlük gezimizde yaşadığımız en güzel sürprizlerden bir tanesini, Bay Abravanel dolabından çıkartıyor: Mavi bir klasörün içinde bir yığın belge, şiirler, notlar. Bay Abravanel’in bir nevi otobiyografisi!

Hayim Abravanel 1921 Edirne doğumlu. İki yaşındayken Samoel ve Rivka Abravanel tarafından evlatlık edinilmiş. 1940 yılına kadar Mahazike Tora’ya gitmiş. Adana’daki askerlik dönüşü Lüleburgaz’da hazanlık ve şohetlik yapmış, arada Bayan Viktorya ile evlenmişler. 1950’de 60-70 hane olan Kırklareli’ye tayin olmuş. Ne olduysa, orada kalmışlar bu güne kadar. “Bakın çocuklar”, diyor alaylı bir şekilde, “Namaz vakti geldi, hocanın mesai saati. Biz sinagoga gidelim, yarın uzun uzun sohbet ederiz, olur mu?”. İlginçtir ki, kendine “hoca efendi” diyen, “namaz vakti” ve “medreseden” bahseden, yüzündeki gülümseme hiç eksik olmayan Bay Abravanel’in şivesi, gene arada bir “kayıyor”!

YAHUDİ MAHALLESİ VE SİNAGOGUN DURUMU

Eski Yahudi Mahallesine çarşının içinden geçerek vardık. Kentin tanıdık bir siması olan hahamın yolda 15ekim1-tevaselamlaşmadığı kişi çok az; onlar da herhalde kente yabancı… Havrayı ve mahalleyi bulmak zor değil. Karakaş mahallesindeki “Yahudi Sokağı”nın üstünde. Havranın ön cephesinde bir iki esnaf, manav dükkanı. Dükkanlar cemaate ait, gelirlerinin büyük bir kısmını oradan aldıkları kiralardan sağlıyorlar. O gelirlerin büyük bir kısmı da zaten havranın bakımına harcanmakta. O şirin, ufak, sade, iki yüz yıllık tarihini göz önünde bulundurursanız, muhteşem bir mekân. Bize hüznü ve sevinci aynı anda yaşattı. Sevinç çünkü Silivri Çorlu Tekirdağ ve Lüleburgaz’da yaşadığımız hayal kırıklıklarından sonra yaşayan ve bütünlüğüyle ayakta duran somut bir kanıt.

Burada bir zamanlar hatırı sayılır bir sayıda Yahudi yaşardı, havra bayramlarda dolup taşardı. Önemli olan da bugüne kadar burayı koruyabilmiş olmamız. Bir harabe değil burası! Sesiniz duvarlardan yankılanıyor, bayırlarda yok olmuyor. Hüzünlü yanı ise bizlerin bu mekâna bugüne kadar böylesine ilgisiz olmamızdı. Onarılacak yer çok, tamam ayakta duruyor, ancak acil bir restorasyona ihtiyacı var sinagogun. İçerideki freskler ve yontular, mermerler zamanla aşınmış. Her tarafı bir çekidüzen istiyor. Ehal dışında bir iki plastik koltuk, gerisi boş alan. Kadınlar terası ayak bastığınız an düşecekmiş gibi kırılgan.

KIRKLARELİ YAHUDİ CEMAATİ

Ufak avluda Yeşua Kaneti, Suzi Alevi ve Josef Kaneti bekliyorlar. Josef Bey, yıllar önce Kırklareli’den ABD’ye göç etmiş. Tatil için “memlekete”  dönmüş. Yeşua Bey 78 yaşında, Bayan Alevi de 74. Cemaatin diğer yarısı yani Salamon ve Beti Baruh ile Pinhas ve Rozi Haleva meşguliyet, rahatsızlık ve seyahat yüzünden gelememişler.

Akşam duasından önce söyleşi yapmak istediğimiz Nazif Karaçam da bizden biraz sonra geldi. “Haham Efendi benim çok yakın dostumdur” diye sözlerine başladı araştırmacı yazar. Kendisi Kırklareli dışında bir köyde doğmuş, yaklaşık 60 yıldır da kentte yaşıyor. Çok güzel anıları olmuş, Yahudi komşuları ve arkadaşlarıyla. Sütçü Yako’nun özgün Ladino karşılığını çıkaramadığımız şu sözünü anımsıyor: “Süt bitti, para yok / İçen gülüyor, para gelmiyor!”. Sonra da tüccar Mösyö Kaneti’nin ki: “Kazanılmamış paralar, kazanılmışlardan çoktur”. Ne kadar da olumlu bir yaklaşım değil mi?

Arvit vakti. Josef Kaneti kipaları dağıtıyor. Hahamın mutluluğu, titreyen sesinden belli: Minyanı toplayabilmek her güne nasip olmuyor ki! Yaşlı gözlerle başlıyor “yidgadal veyitgadaş” diye, sesi gidip geliyor. Kim bilir, belki şehrin biraz dışındaki mezarlığa kadar ulaşıyordur…

MEZARLIK 

Sabah mezarlığı ziyaret ettik. Evden çıkarken, Bayan Viktorya eşine mutlaka annesini de ziyaret etmesini tembihledi. Yürek burkan izlenimler bunlar. Her gün geçmişleriyle birlikte yaşayan bir tutam dünya tatlısı insan. Mezarlık, arabayla on dakika uzaklıkta. Bir zamanlar büyük bir Yahudi mezarlığıydı burası. Bir kısmı sonradan Müslüman vatandaşlara bağışlanmış. Dar toprak bir yol, mezarlığı Müslüman – Yahudi diye ikiye ayırıyor. “Toprağın altında hepimiz aynı değil miyiz zaten? Üstünde birden bire değişiyoruz?” diyesim geliyor. Bunu anlamak gerçekten güç. Bu düşüncelerle bir taştan diğerine geçerken Bay Abravanel’in açıklamalarına kulak veriyoruz: “Bu değerli adam 276 yıl önce ölmüş”, “Bu mezar da 272 yıllık”. 100 yıl, 150 yıl ve 250 yıl ve öncesi olmak üzere üç mezarlık bölümünden ikisi kaldırılmış.

AYRILIK VAKTİ

Abravanel çiftinden evlerinde ayrılıyoruz. “Gene bekleriz, gene bekleriz” ve “Bizi unutmayın” sözleri kulaklarımızda daha çınlarken, otobüsümüz Edirne yolunu tutuyor. Yolculuk esnasında Erol Haker’in “Bir Zamanlar Kırklareli’de Yahudiler Yaşardı” kitabından edindiğim notları İzzet ile karşılaştırıyoruz. Geçen yıl Şalom’a bir söyleşi veren Bay Haker aslen araştırmacı veya yazar değil. Kendisi yıllarca Dünya Bankası’nda çalışmış bir iktisatçı. İsrail’e yerleştikten ve emekliye ayrıldıktan sonra aile öyküsünü yazmaya koyulmuş. Kendisinden önceki üç kuşak boyunca Kırklareli’de yaşamış olan ve Adato soyadını taşıyan ailesini araştırmış. Bizim gibi acemi araştırmacılar için de bir hazine yaratmış!

Kaynakça:

Erol Haker, Bir Zamanlar Kırklareli’de Yahudiler Yaşardı, İletişim Yayınları, 2. Baskı, 2002

Rıfat N. Bali, Cumhuriyet Yıllarında Türkiye Yahudileri: Bir Türkleştirme Serüveni (1923-1945), İletişim Yayınları, 1. Baskı, 1999

Teşekkür:

Katkıları, ayırdıkları vakitleri ve ilgilerinden dolayı Hayim ve Viktorya Abravanel, Nazif Karaçam, Rıfat N. Bali, Yeşua Kaneti ve Rozi Haleva’ya teşekkür ederiz.

 

“Mozaiğin Kayıp Parçası: Trakya Yahudileri”  isimli dosyanın diğer bölümlerine buradan ulaşabilirsiniz.

Bunları da beğenebilirsiniz...