Mozaiğin Kayıp Parçası: Trakya Yahudileri (3/15)

Kaynak: Şalom Gazetesi, 15 Ekim 2003, Sayı: 2808, Sayfa: 8,9

SEYİR DEFTERİ

KAYBOLAN KÜLTÜRÜN İZLERİ NASIL SÜRÜLÜR? – Cem Karako

-Anlat beybaba, hatırlar mıydın o zamanki Yahudileri? Nasıl geçinirdiniz onlarla? Mutlu muydunuz beraber?

-Mutluyduk tabi ya mutluyduk…

Donuk gözler, bir iç çekiş, bir anlık geçmiş zamana geri dönüş…

İlk durağımız Silivri’de köyün kahvehanesinde yaşlılarla sohbet ettiğimiz zaman karşımıza ne çıkacağını bilmiyorduk… “Şanslıysak” diyorduk, “geçmişi hatırlayan birkaç kişiyi buluruz”. Oysa kahvehaneye oturmamızla çevremizin sarılması, “Mişon vardı Mişon”, “Bakın şu evde Şapat otururdu”, “Onun babası yoğurtçuydu, yoğurtçu” seslerinin birbirine karışması bir oldu. Anılar birbiri ardına gelirken, böyle bir şeyi beklemeyen bizlerin kafası karışmış, kimisi fotoğraf çekmeye çalışıyor, öbürü Şapat’ın evine bakıyor, kulaklar anlatılan anılarda, her noktayı yakalamaya çalışıyoruz, en kötüsü rekorderi unutmamak gerekiyor: “Kaset bitti birisi kasedi çevirsin!..”

Kahvedeki yaşlılar anılarını anlattı anlatmasına ama içlerinden biri konuşamadı bile: “Anlat beybaba, hatırlar mıydın o zamanki Yahudileri? Nasıl geçinirdiniz onlarla? Mutlu muydunuz berber?”

-Mutluyduk tabi ya mutluyduk…

O anda adamcağız elindeki gazeteyi titreyen eliyle yüzüne doğru kaldırdı, biz neden yüzünü saklamak istediğini düşünürken, hepimiz telaşımızın birden koca bir sessizliğe dönüştüğünü fark ettik, tüm gözlerin yetmiş yaşlarındaki o adama çevrilmesi ve adamın utangaç haliyle sesinin daha da titremesi ve ağzından dökülen sadece tek cümle: “Sonra hepsi gitti buralardan”…

Beybaba belki bilgi olarak hiçbir şey veremedi bize ama “Silivri’ye dair ne hatırlıyorsunuz?” diye sorsalar, sorunun cevabı, ne üzerinde ayak izi bulunan mezar taşları, ne yerinde yeller esen sinagog, ne de kaybolmaya yüz tutmuş Yahudi mahallesi olurdu. Geriye kalan beybabanın gözlerinden dökülen iki damla gözyaşı…

Saklamaya çalıştı çalışmasına da başaramadı. Yine de anlatılan anılardan, gösterilen mezarlardan, kuru kuru verilen tarihi bilgilerden çok daha şey ifade eden, aslında hepimizin suratına bir şaplak gibi inen Silivri Yahudi yaşamına dair en güzel yorumu bulacağınız şey; saklanmaya çalışılan iki damla gözyaşı

***

Nelerle karşılaşacağımızı bilmeden 18 Haziran Çarşamba günü sabahın erken saatlerinde yola çıktık. Ancak haftasonu aramıza katılacak olan Kuzu ve Vedat’tan eksik olarak sekiz kişi başladık iz sürmeye. İlk gün Silivri, Çorlu ve Tekirdağ olmak üzere üç yer gezdik. Çarşamba akşamını Tekirdağ’da geçirdikten sonra ise Lüleburgaz’a, oradan da Kırklareli’ne devam ettik.

Bu hafta sırada Tekirdağ ve Lüleburgaz var. İlk dört durağımızda koca bir hiçten çıkarmaya çalıştığımız bilgilerle, silinen izlerin peşinden giderek biraz buruk sonuçlara ulaştık.

Tekirdağ’da bir bölüm Yahudi mahallesini gezdi, diğer takım mezarlığın izinden gitti. Sadece fotoğraf çeken bazılarımız bile mezarlığın içler acısı halinden etkilenip “Yarın Nüfus Müdürlüğüne gidiyorum.” dedi ve gitti de. Sonra üniversite, müze derken hepimiz buluğumuz bir iz kırıntısının peşinden gittik. Lüleburgaz’da da gruplara ayrıldık. Kimimiz Belediye Başkanı ile görüşürken, öbürleri sürpriz çıkan Babaeski kaynağına doğru yöneldi. Kırklareli’ne kadar da bir araya gelmek nasip olmadı…

 

15ekim-2-haritaBÜYÜK UMUTLARLA GİTTİK, HAYAL KIRIKLIĞINA UĞRADIK – Işık Sivil

1980’lere kadar varlığını sürdüren Tekirdağ Yahudi cemaati, yavaş yavaş büyük şehir İstanbul’a veya İsrail’e göç etti. Bu küçük cemaatten geri kalanlar sadece bakımsız evler ve mezarlar.

Tekirdağ’ın eski Yahudi mahallesindeki artık yıkılmak üzere olan ahşap evler bugün boş ve bakımsız. Kimi evler gidecek yeri olmayanlara barınak olmuş. Mahallenin içinde bulunan eski sinagogu otlar bürümüş, çöp alanına dönmüş. Yahudilerden arda kalan tek bir iz bile yok.

Geçmişe ait ipuçları yakalamak adına mahalle sakinlerinin anılarına başvurduk. Komşularla konuştukça, bu eski Trakya mahallesi yavaş yavaş hayat bulmaya başladı. Artık sokağın köşesindeki televizyon 15ekim1-yikik-evtamircisi, bizim için bakkal David’in eski dükkânı oldu. Büyük ahşap köşkte ise neredeyse yirmi yıl önce İsrail’e göç etmiş olan Raşel’in silueti belirdi.

Yaptığımız söyleşilerde komşu çocukların para karşılığı tavuk kesme günlerinde tavukları temizlediği, Hamursuz bayramlarının kutlandığı hareketli, iyi ve kötü günlerin komşularla paylaşıldığı eski günlere bir yolculuk yaptık. Böylece yıkık dökük evlerin bulunduğu sokak, çocukların Cumartesi günleri Yahudi evlerine ateş yakmaya gittiği, mutlu anılarla dolu bir mekâna dönüştü. İğneli fıçı söylentilerine karşın kimse tanıdığı komşusundan şüphe etmemiş. Eski komşular hala birçok kişiyi iyileştiren Dr. Danon’dan şükranla bahsediyorlar.

İletişim içine girdiğimiz birkaç ayrı kaynak bizi Mehmet Serez isimli şahsa yönlendirdi. Tekirdağ tarihi konusunda çok bilgili olduğunu dile getiriyorlar. Biz de büyük umutlarla, özellikle Rumlar ve Ermeniler konusunda araştırma yapan, Tekirdağ tarihini inceleyen ve 39 tane kitap yazmış olan Mehmet Serez’e ulaşıyoruz. Bize aktardığı kadarıyla İspanya’dan kovulup Selanik’e göç eden Yahudilerin bir kısmının daha sonra Edirne’ye yerleştirildiğini öğreniyoruz. Edirne’ye yerleşenlerden bir grup daha sonra liman kenti olduğu için ticarete daha elverişli olan Tekirdağ’a gelmiş. Sayıları gittikçe artan Yahudiler, 1918 yılında Tekirdağ’daki en yüksek Yahudi nüfusu olan 400 hane 1870 kişiye ulaşmışlar. Yahudiler arasında en çok rağbet gören meslek tüccarlıkmış. Bunun yanında zahirecilik, züccaciyecilik, kasaplık gibi meslekler de yaygınmış. I. Dünya Savaşı, II. Dünya Savaşı ve 1948’de İsrail’in kurulmasıyla nüfus giderek azalmış ve sonuçta bugünkü durumuna ulaşmış.

SÜRPRİZ DURAĞIMIZ BABAESKİ – Ceni Palti

Kırklareli’ye gitmeye hazırlanırken gezimizin Edirne ayağı için irtibatta bulunduğumuz Güngör Mazlum’dan gelen bir telefonla sürpriz bir yer daha eklendi gezdiklerimiz listesine: Babaeski!

15-ekim-2-babaeski

Ne yazık ki Babaeski’de Yahudi izlerine ulaşmak neredeyse imkânsız. Ulaşabildiğimiz tek şey ani ziyaretimizi hoşgörüyle karşılayan ve bizi avukatlık bürosunda ağırlayan Zafer Erbil’in çocukluğunu paylaştığı, Yahudi arkadaşlarını hatırlarken gözlerinde uyanan özlem dolu bakışlardı…

Babaeski’deki Yahudi hayatıyla ilgili neler hatırlıyorsunuz?

Bir mahallede toplanmış durumdaydılar. Benim çocukluğumda o mahallede 5-10 aile kalmıştı. Daha sonra onlar da İstanbul’a veya İsrail’e göç ettiler. En son suculuk yapan yaşlı bir adam kalmıştı, o da vefat etti ve bitti.

Ona ne oldu biliyor musunuz?

Yok, çok kötü durumdaydı ekonomik yönden, sahipsizdi yani. Ya burada vefat etti ya da ölünce İstanbul’a aldılar, bilemiyorum.

Yahudiler ile iletişiminiz nasıldı?

Komşuluk bağlarımız çok kuvvetliydi, aynı mahallede beraber oynardık, beraber okula giderdik, beraber eğlenirdik. Ailelerimizin de bizleri ayırmak gibi bir niyeti yoktu, iç içe yaşardık. Hatta bizim annelerimiz dikişi, bazı yemekleri Yahudilerden öğrenmiş.

Hâlâ görüştüğünüz arkadaşlarınız var mı?

İrtibatımız kesildi hepsiyle. Bundan iki, üç sene önce İsrail’e turistik bir gezimiz oldu, gitmeden önce nüfus müdürlüğünden Babaeski’de yaşamış Musevi vatandaşların kayıtlarını aldım belki tanıdık çıkar diye. Kayıtları incelerken Babaeski’deki Yahudilerin Edirne’den gelme olduklarını fark ettim. Bizi İsrail’de gezdiren rehberimiz Yusuf’un eşi Babaeski’denmiş meğer. Odalarına gittik, benim bütün sülalemi tanıdı, sonra ağlamaya başladı. İsrail’e yerleşince nasıl Babaeski’yi sayıkladığını anlattı.

Yahudilerin kendi aralarındaki iletişimi nasıldı? Sınıf ayrımı ya da gruplaşma var mıydı?

Bu konuda pek sağlıklı bilgi veremem. Çocuktum o zamanlar ama Babaeski’de pek fazla zengin ya da fakir ayrımı yoktu. Hepimiz aynı yaşardık.

Genelde hangi mesleklerle uğraşıyorlardı?

Ticaret ağırlıktaydı, bunun dışında bezzazlıkla ve zahirecilikle uğraşıyorlardı. İsim vermek gerekirse mesela Babaeski’nin bir yoğurtçusu vardı, Mordo’ydu ismi. Babaeski’nin yoğurt yapan hemen hemen tek kişisiydi.

Trakya Olayları sırasında burada herhangi bir olay yaşandı mı?

Burada yaşanmadı bildiğim kadarıyla. Halk bu konuyu konuşmaktan çekinir, suçu başkasına atar genelde. Büyüklerimin anlattığına göre, Kırklareli’de çok kötü şeyler yaşanmış. Burada da olacağına dair dedikodular çıkmış. Tüm Yahudiler korku içinde kaçmaya hazırlanıyorlarmış. Büyük babam da bir yerlerde Yahudi kızlarına tecavüz edildiğini duyup bir komşu Yahudi kızını evinde saklamış, namusuna zarar gelmesin diye.

Burada sinagog ya da mezarlık var mıydı?

Şu anda yerle bir edilmiş durumda bir havra var, ben de harabe olduğu döneme yetiştim. Babaeski’deki Yahudi izlerinin zamana nasıl yenik düştüğünü görünce içimiz acıdı. Bu şirin vilayetteki Yahudi tarihi sadece Babaeski’lilerin anılarında yaşıyor…

Kırklareli için yine yollara düşüyoruz, hem buruk hem umutlu… 

 

 “Mozaiğin Kayıp Parçası: Trakya Yahudileri”  isimli dosyanın diğer bölümlerine buradan ulaşabilirsiniz.

Bunları da beğenebilirsiniz...