15 Kasım sinagog saldırılarının yıldönümü: ‘Sanki gökler de bizimle birlikte ağlıyordu’

15 Kasım 2003 yılında gerçekleşmiş olan sinagog saldırılarının yıldönümü sebebiyle, bir yıl önce, 2015 yılında Vartan Estukyan’ın Karel Valansi, Danny Baran, İrving Baruh ve Riva Hayim ile yaptığı röportajı yayımlıyoruz.

nevesalom

Kaynak: Agos

İstanbul Yahudi toplumunun en önemli ibadethanelerinden biri olan Neve Şalom, bugüne dek iki büyük saldırıya uğradı. Saldırıların ilki 1986’da, ikincisi ise 2003’te gerçekleşti, her iki saldırıda onlarca insan hayatını kaybetti. Bu saldırılar Türkiye toplumunda yankı uyandırsa da kısa sürede unutuldu, üstü örtüldü. Neve Şalom’a yapılan ikinci saldırının 12. yıldönümü yaklaşırken, Riva Hayim, Karel Valansi, İrving Baruh ve Danny Baran’la saldırının Türkiye’deki Yahudi toplumuna etkileri üzerine konuştuk.

Neve Şalom saldırısının ardından neler hissettiniz?

Danny Baran Danny Baran

Danny Baran (DB): O anki hissiyatların tarifi neredeyse imkânsız. Patlama sesinin duyulduğu ilk an sinagogun içinde büyük bir sarı duman oluştu.O sırada  aklıma ilk gelen, ailemden duyduğum 1986’daki saldırısı oldu. O gün teröristler ilk olarak sinagoga el bombası atmış, daha sonra da içeridekileri makineli tüfeklerle vurmuşlardı. İkinci saldırıda büyük sarı dumanı görüp bomba sesini duyunca, dumanın ardından silahlı insanların içeri geleceğini düşündüm. Patlamadan beş dakika sonra kime nasıl yardım edebilirim, 10 dakika sonra da gerçekten burada tam olarak ne yaşandı gibi düşünceler yer aldı aklımda. Aradan ancak yarım saat geçince ailemi arayıp iyi olduğumu haber  vermek geldi. Olayların ardından ilk kez saldırıdan bir yıl sonra Neve Şalom’a gittim. Tarifi gerçekten çok zor ama her şeye rağmen orada güçlü ve komşularımızla kardeşçe bir şekilde durmanın, teröre verilecek en doğru cevap olacağının bilincindeydim.

Karel Valansi (KV): O sabahı çok net hatırlıyorum. Bir arkadaşım arayıp, ‘Sizden kayıp var mı?’ diye sormuştu. Daha sonra ardarda telefonlar… Eniştem eşini arayıp, ‘Gözüme cam battı ama hayattayım merak etme, şimdi hastaneye gidiyorum’ demişti. Ancak hastanede kalbine yenik düştü. Hastane kapısından girerken aldım haberi ve uzun süre konuşamadım, hareket bile edemedim.

İrving Baruh (İB): Açıkçası ilk tepkim ‘tekrar gerçekleşti’ şokunu yaşamak oldu. Çünkü Neve Şalom’a 1986’da düzenlenen ilk saldırıda da 11 yaşındaydım. Ailemin evde yaşadığı hüzün ve dehşet o yaşta beni oldukça etkilemişti. O dönemde gerçekleşen saldırıdan, ‘tavandan sarkan et parçaları’ tanımını ve gazetedeki görselini hiç unutmuyorum. Ayrıca o saldırıda bir arkadaşım babasını kaybetti. Cemaatimizin aileye yaptığı yardımlarla geçindiler senelerce. Düşünebiliyor musunuz? Bu hatıra ile büyüyorsunuz ve bir gün tekrar aynı olay gerçekleşiyor.

Riva Hayim (RH): Benim aklımda antisemitizmin karşısında durup mikrofonlar karşısında konuşan bir kadın kaldı. Saldırının hemen sonrasında ‘Alsınlar şu sinagogu şuradan’ diyen bir adamı, ‘Beyefendi ne yapıyorsunuz? Komşularımız onlar’ diyerek susturmuştu. Medyanın, politikacıların, sivil toplum kuruluşları temsilcilerinin demeye çekindiğini, sokaktan geçen bir kadın dile getirmişti. Benim için Türkiye o paltolu kadındır. Terörün dini, ırkı, soyu, olmaz zaten. Geçen gün bir beyefendi ‘Bizim dinimiz aslında böyle değil, acınızı biz de paylaşıyoruz’ diyerek üzüntüsünü paylaştı. Oysa böyle bir açıklama yapmalarına bile gerek yok…

Karel Valansi Karel Valansi

Saldırının Türkiye siyasetinde nasıl bir önemi vardı? Politikacıların bu saldırının ardından tutumu ne oldu? Bu tutum, Yahudi toplumu tarafından nasıl karşılandı?

D.B: Saldırıların Türkiye siyasetinde bir önemi oldu mu çok emin değilim. Bana bazen Türkiye’deki Yahudilerin ya da tüm azınlıkların başına gelenler iktidardaki kimseyi çok da  ilgilendiriyormuş gibi gelmiyor açıkçası.

K.V: Aileler gazetelere ilan vermemişti, toplu tek bir ilan verildi diye hatırlıyorum. Cenaze günü inanılmaz bir yağmur yağıyordu. Tüm tören boyunca sürdü. Sanki gökler de bizimle birlikte ağlıyordu. Orada yalnız bırakıldığımızı hissettiğimi hatırlıyorum. Çok kalabalık değildi cenaze töreni. Devleti temsilen belki birileri vardı orada ama, böyle bir katliamdan sonra bizimle daha da kenetlenilmesi gerekirdi diye düşünmüştüm.

R.H: Dönemin başbakanı, saldırının hemen sonrasında terörizmin karşısında durduğunu belirttiği bir açıklama yaparak şu cümleyi kurdu: “Türkiye’ye terörle verilmek istenen bir mesaj varsa, bunu elimin tersiyle ittiğimi ve ayaklarımın altına aldığımı tüm dünyaya haykırıyorum.” O sözü kendisinden duyduğum ana kadar kendimi güvende hissetmiyordum. Politikacıların o travmatik ortamda söyleyeceği  her söz o kadar değerliydi ki. Yalnızlık hissi vardır, onu kovalayacak şeyler söylemek lazım.

Saldırının bugünkü etkileri ne yönde?

D.B: Artık daha fazla güvenlik görevlilerimiz, daha fazla kameralarımız, daha büyük ve kalın kapı ve duvarlarımız var. Bir de her düğün töreninde ya da toplu aktivitelerimizde bazen araba araba bazen otobüsle gelen polisler. Yani kendi ülkemizde, hatta kendi semtimizde sadece dua etmek, sadece bir tanıdığımızın düğününe gitmek için bölgede olağanüstü hal ilan ediliyormuş izlenimi var. Bu hem cemaat mensuplarımızı hem de bulunduğumuz noktada olan esnafı, mahalle sakinini etkiliyor.

K.V: Bu ve 20 Kasım’daki saldırılar ile El Kaide, gerçek bir tehdit olarak kabul edildi Türkiye tarafından. Belki başka sebepleri de olabilir ama bu saldırıdan sonra daha çok Yahudi’nin dine yöneldiğini fark ettim. Saldırı sonrasında ‘Bu sinagogları burada istemiyoruz’, ‘Yahudiler değil daha çok yoldan geçen Müslümanlar öldü’ sözleri bizi çok yaraladı. İbadetimizi ancak çelik kapılar, polis güvenliği altında yapabiliyor olmamızın sebebi de bu Yahudi karşıtlığı. İsrail politikalarını eleştirmenin Türkiye adresi haline geldik. En son bir öğretmen İsrail’e olan tepkisini Neve Şalom’un kapısına ‘yıkılacak mekân’ yazarak göstermişti, bunun üzerine bir grup, yine bu sinagoga yürümek istemişti.

Riva Hayim Riva Hayim

R.H: Ben çocukluğumdan beri polis eşliğinde ibadet ediyorum. Kim ister böyle bir şeyi? Ben bu gerçekle büyüdüm. Devlet ibadetimizi yapabilelim diye çabalıyor işte. Buna kim ne eleştiri getirebilir ki? Bir öğretmen ‘Yıkılacak Mekân’ diye sinagog kapısına afiş astı. Mekan dediği de ibadethane. Nerede ne öğretmeni bu kişi? O afişi astı da ne oldu? Bir kişi merak etmedi. Ana akım medya zaten ilgilenmiyor.

Türkiye’deki Yahudi toplumu, ibadethanelerinin önünde ‘güvenlik görevlisi’ bulunmasına ilişkin neler hissediyor?

D.B: İnsanın kendi ibadethanesine güvenlikten geçerek girmesi çok üzücü bir durum elbette. Ama saldırılardan sonra bir o kadar da gerekli. Bu ülkede yaşayan Yahudiler, tıpkı ötekiler gibi, her an sosyal medyada veya farklı ortamlarda tacize hatta tehdide maruz kalabiliyor.

K.V: Bu kuralların gerekli olduğuna inanıyoruz o yüzden her türlü soruya, parmak izimizi verip ibadethanemize girmeye ses çıkarmıyoruz, çıkaramıyoruz.

İ.B: Girişteki güvenlik önlemleri, her zaman ne kadar büyük bir tehlike altında olduğunuzu hatırlatıyor. Özellikle ibadethaneden çıkar çıkmaz güvenlik görevlisinin ‘Lütfen kapı önünde beklemeyin, hemen dağılın’ uyarıları, tehlikeyi daha bariz hissetmenizi sağlıyor. Düşünüyorum da, ‘Türkiye’deki Yahudi toplumu, ibadethanelerinin önünde ‘güvenlik görevlisi’ bulunmasına ilişkin, geniş toplum ne hissediyor?’ sorusunu ben de merak ediyorum.

Saldırı sırasında ne hissediyordunuz, şimdi ne hissediyorsunuz? Toplumda bu duruma ‘alışmışlık’ hissi var mı?

D.B:Bir alışmışlık hali var sanırım. İnsan ister istemez kafasında normalleştiriyor başına gelenleri ama önemli olan bence bir yandan hayata her şey normalmiş gibi devam ederek, bir yandan da sadece kaybettiklerimizi anmak ve yaşanan olayların tekrar başımıza gelmemesi için daha fazla neler yapılabileceğini düşünmek.

İ.B: Saldırı sırasında yaşadığım şok ve hüzün dışında ayrıca biraz da kırgınlık, hatta kızgınlık hakimdi. Bugün, şok ve hüzün hissi tabii ki o günkü gibi aklınızda kalmıyor. Ancak, toplumumuzdaki birçok kişinin olaylarla ilgili bugün bile yaptığı yorumlar sebebiyle kızgınlık hissi olduğu gibi kalıyor. Geçtiğimiz günlerde saldırının yıldönümü ile ilgili sosyal medyada paylaştığım mesaja gelen örnek bir cevap şuydu: ‘O gün çok az Yahudi öldü. Ölenler hep sokaktan geçen Türk vatandaşlarıydı.’

R.H: Ben arkadaşlarımı Müslüman, Hıristiyan, Rum, Alevi, Musevi, ne biliyim LGBT diye görmüyorum. Onlar da beni öyle görmez. Toplum gözünde kimliğim sıradanlaşsın istiyorum.

İrving Baruhİrving Baruh

Neve Şalom saldırısının yıldönümleri medyada neredeyse hiç yer bulmuyor. Siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?

D.B: Dediğiniz gibi hiç yer almıyor. Sebebi basit bence. Medyaya göre bu haber, kimse için önemli değil, yani bu ülkenin en büyük şehrinde 500’er kilodan fazla bomba yüklü kamyonlar patlıyor, hem Yahudiler hem Müslümanlar ölüyor, üstelik ölenler sadece ibadet edenler veya yoldan geçenler, yani tamamen masum, tamamen o an neler olacağından habersizler. Öldürenler ise Allah’ın adını kullanarak yaptıkları işi meşrulaştırmaya çalışanlar. Ama bu devlet için ya da toplum için önemsiz olabiliyor, doğal olarak da yer almıyor.

İ.B: Bu durum ne yazık ki gerçek ve oldukça da üzücü. Sonuçta bu saldırı direkt olarak Türkiye toplumunun bir parçası olan Yahudi Cemaati’ne yapılmış bir saldırı, El Kaide’nin Türkiye topraklarında gerçekleştirdiği bir saldırı. Çok uzun süre hatırlanması gereken bir saldırı. Ancak hatırlanmıyor. İnsan ‘kimliğimizle alakalı herhalde’ diye düşünmeden edemiyor.

K.V: Bizler İbrani takvimine göre saldırının yıldönümünde kaybettiklerimizi anıyoruz. Belediye ve STK’lar da gününde küçük bir tören düzenliyorlar. Basında hiç veya çok az yer alıyor. Neyse ki Şalom ve Agos gibi gazeteler halen ayakta, bu ülkenin gayrimüslim vatandaşlarının sesi oluyorlar. Daha acısı konuştuğum Yahudi olmayan üniversiteli gençler, bu olayları hayal meyal hatırlıyorlar ya da hiç bilmiyorlar, öğrenince de şaşırıyorlar. ‘Hoşgörü’ ezberleri bir anda darmadağın oluyor.

R. H.: Böyle günler komşularla kaynaştığımız günler olsa keşke. Acıları birlikte kovalamak gerek. Yaralarımızı paylaşa paylaşa birlikte saracağız. Ben buna inanıyorum. Eski Galata’nın komşuluk ruhu yavaş yavaş geri geliyor. Bu topraklar çok renkli, çok kültürlü. Hepimizin kendi rengiyle barış içinde ışıldayabileceği günler isterim ben.  Ben ne gayrimüslimim, ne hoş görülecek bir azınlığım. Ne gayrıyım, ne azım, ne de 500 yıl evvel gelen biriyim, komşunuzum ben. Eskiden bayramları birlikte kutladığınız komşunuzum. Bu kadar basit bu işte.

Bunları da beğenebilirsiniz...