Faik Ökte Varlık Vergisi’ni Anlatıyor

Faik Ökte kimdir bilir misiniz? Belki de pek çoğunuz adını dahi duymadığınız daha önce. Varlık Vergisi nedir? Biliriz hepimiz aslında. Ama vergiyi kimler kesti, nasıl karar verdi bilmeyiz değil mi? Öğrenmenin zamanıdır öyleyse. Gelin önce Faik Ökte’yi tanıyalım.

profile

Faik Ökte, 1902 yılında Diyarbakır’da doğmuş, ilköğrenimini ve lise eğitimini burada tamamladıktan sonra Ankara’da sonraları Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi olarak bilinecek Mektebi Mülkiye’yi bitirerek maliye memuru olarak profesyonel hayatına başlamıştır. Müfettişliğe kadar yükselen Ökte 1944 yılında İstanbul Defterdarı görevine getirilmiştir. Bu görev, Baş Müfettiş olarak görev aldığı ve uygulamasında büyük emekleri olan Varlık Vergisi’nin akabinde kendisine gelmiştir. Varlık Vergisi’nin uygulaması sırasında kaleme almaya başladığı ve 1947 yılında tamamladığını söylediği “Varlık Vergisi Faciası” isimli kitabını, 1951 yılında yayınlayarak bir hayli sansasyon yaratan Ökte, kitabında bir yandan günah çıkartırken bir yandan da yaşananları tüm gerçekliği ve çıplaklığı ile açıklamaktadır.

kitap-kapagi

Kitabı, İstanbul Defterdarı iken yazmaya başladığını belirten Ökte, kitabın basılması için bir süre beklemeyi böylece olayın eskimesini daha doğru bulduğunu söylerken “Varlık Vergisi Cumhuriyet mali tarihinin yüz kızartan bir sahifesidir. Bu verginin tatbikinde benimle beraber çalışan arkadaşlarımın çoğu ondan nefret ederler ve bu ceninin gömülmesini isterler. Ben bu fikirde değilim. Bu faciada siyaset adamlarının, memurların, mükelleflerin, karşılıklı rolleri, hataları, ıstırapları vardır; onları olduğu gibi belirtmek bu faciayı bütün çıplaklığı ile meydana çıkarmak ve bu suretle benzeri yeni yeni faciaların tekrarlanmasına mani olmaya çalışmak hepimize düşen bir vazifedir” demektedir.

Varlık Vergisi’nde kendisi ile beraber çalışan hemen herkesi, arka planda kimlere nasıl vergi yazıldığını, kimlerin vergisinin arttırıldığını, kimlerin vergisinin özel isteklerle düşürüldüğünü, aracıları, ihbarları açıklamadan evvel memleketin içinden geçtiği süreci kitabında ele alan Ökte, dönemin ekonomik ve siyasi durumunu göz önüne sermektedir. Bunu yaparken verginin ne kadar zorunlu olduğunu anlatma çabası içindeki Ökte yine de Varlık Vergisi’ni bu durumun bir karşılığı olarak görememekte, Varlık Vergisi’ni uygulanması itibariyle bir karikatür olarak adlandırırken, ırkçılığın bu faciada önemli bir rolü olduğuna da dikkat çekmektedir:

“Varlık Vergisini doğuran sebepler arasında Irkçılık ta yer alır. Alman mektebinden su içen bu çelimsiz nebat o devirlerde her memlekette çeşitli çiçek açmış ve meyva getirmiştir. İşin kayde değer tarafı bizim bu mevzuda da geç kalmış oluşumuzdur. Varlık Vergisinin mer’iyete (yürürlük) konulduğu günlerde uzağı görenle Alman yıldızının ufukta parlaklığını kaybettiğinin farkında idiler.”

 

Varlık Vergisi her ne kadar tam anlamıyla ekonomik bir dönüşümü millileşmeyi hedeflemişse de hedefinde bir o kadar da Yahudiler olduğu kesindir. Alman Nazizminden etkilenen siyasilerin sayısı hiç de az olmadığı gibi bir yandan da Ökte’nin de kitabında belirttiği gibi Türk olmayan herkesin varlığı devleti rahatsız etmektedir. Mesele kuşkusuz sadece Türk olmamak da değildir aslında. Uygulama sırasında meselenin varlık meselesi de olmadığı ortaya çıkmıştır. Artık mesele sermayenin Türkleşmesi, ekonomik dönüşümün tamamlanması, daha da önemlisi fırsat bu fırsat malına el koyulabilecek ne kadar Gayrimüslim ve Dönme varsa onların mallarına el koymaktı. Vergi öyle usulsüz ve öyle rastgele tarh ediliyordu ki Ökte bunu kitabında şu satırlarla aktarıyordu;

“Bir elde kurşun kalem, bir elde lastik, dudağında yaptığı işe inanmayanlara mahsus istihza ile karışık zehirli bir tebessüm, defterdarlığın loş bir odasına kapanan üç dört genç İstanbul’un kalbur üstü mükelleflerine Varlık Vergisi tarh ediyordu. Takdire dayanan bir sermaye vergisinin ne feci şartlar içinde ne kadar ezbere taayyün (belirleme, ortaya çıkarma) ettiğini anlamak için bu odadan bir dakika için geçmek kafi idi. Ara sıra konuşmalar oluyordu:

– …………. ne kadarlıktır?

– 500.000

– Milyonluk.

– Ne biliyorsun?

– Sen ne biliyorsun?

– Ortalama bir rakama git…

Bir kelime ile sinir manzumemizden Hitlerin isterik raşaları geçmiye başladı. Hepimiz soğukkanlılığımızı, bilhassa maliyecinin farik vasfı olan ölçüyü kaybettik. Bu ruh haleti tahsilatın ilk aylarında bile az çok hepimize hakim olmuştur.”

Bu yolla tarh edilen vergi listeleri incelendiğinde açıkça görülecektir ki defterdarlığın çalışanlarına göre İstanbul’da milyonluk olmayan vergi mükellefi yok gibidir. Kimin adı geçse ve hakkında bir karara varılamasa odadan biri çıkarak o kişi için “vurguncu” ya da “rantçı” yakıştırması ile milyonluk bir vergi kesilmesine çanak tutmaktadır. Mesele zaten milyonluk vergilerde de değildir aslında. Mesela kişilerin varlıklarına aldırış etmeksizin ve kimi zamanda ortada olan varlıkları göz önüne alınarak bunun kat be kat üzerinde tarh edilen vergilerdedir. Ökte’nin dediği gibi defterdarlık sağduyusunu yitirmiş, gözü dönmüşçesine, sonuçlarını düşünmeden Müslüman olmayan herkese boyunu aşan vergiler yazmakta ve işin kötü tarafı bundan da suçluluk duymamaktadır. Usulsüzlük alıp başını yürümüştür. Kendi çıkarları yahut tanıdıkları söz konusu olduğunda tarh edilen vergiyi bir telefon, bir emir, bir imza ile değiştiren vergi memurları aynı başı boşlukla akıllarına esen kişinin de vergisini iki misline çıkarabilmekte ve bunda bir beis görmemektedir.

Varlık Vergisi’nin ilanı sırasında müfettiş olan Ökte, vergiyi uygulamakla mesul İstanbul heyetinin başındaki isimdir ama pek tabii olayların tek sorumlusu o değildir. İstanbul’da mükelleflere tarh edilecek vergiyi belirlemede kendisi ile birlikte çalışanlar, bu usulsüzce ve haksızca vergiyi belirleyenler ise; dönemin İstanbul İrat ve Servet Müdürü Mehmet İzmen, Müşavir Hesap Uzmanı Rasim Saydar, dönemin İstanbul Defterdarı Şevket Adalan vardı. Bunların dışında Ankara, verginin tahakkukunda Cumhuriyet Halk Partisi’nin de görev almasına karar vermiş olduğundan, partiden Nemlizade Mithat Bey, Ferit Hamal, parti müfettişi Suat Hayri Ürküplü, Başbakanlık Müsteşarı Cemal Yeşil de çalışmaya katılırlar. Bizzat başbakanlık tarafından atanan maliye müfettişleri ise, Halil Ayan, Sami Şehbenderler, Şükrü Birgili, Bülend Yazıcı, Sait Ergin, Arif Arıkan, Memduh Aytür, Burhan Ulutan, Cahit Kayra, Fahir Tigrel, Münir Mostar, Yekta Teksel, Rifat Onat, Barık Uluğ, Esat Gürsu,Necmi Tanşu ve Derviş Glava’dır.

Ökte, Varlık Vergisi’nin tüm yanlışlarını ve arka planını anlattığı bu kitapta günah çıkartırken, “Bu hatanın günahı, bize pişüvalık eden devlet adamlarına aittir. Sözüm ona, doğru yolu göstersin diye bizimle işbirliği yapanların hepsi bizi doğruya, itidale çekeceklerine, çeşitli fikirlerden mülhem olarak bizi vergiyi ifrata, felakete sürüklemişlerdir” diyerek olaylarda herkesin sorumluluğu bulunduğuna dikkat çekerken kendilerini de kitabın hemen her yerinde belirttiği gibi mağdur gösterme çabasındadır. Ökte’ye göre Varlık Vergisi bir “piyes”tir. Ve defterdarlık çalışanları bu piyeste üzerlerine düşeni yapmışlardır. Ancak gelin görün ki günün sonunda Ökte’nin kitabında isimleri ile deşifre ettiği hemen herkes – kendisi de dahil olmak üzere – verginin tahakkukundan sonra çeşitli yüksek vazifeler ile ödüllendirilmiş, taltif edilmişlerdir. Aşkale’ye gönderilen, binlerce belki de milyonlarca liralık vergiyi ödemek zorunda kalan insanların kaderlerini tayin edenler günün sonunda ödüllerini almıştır.

 

Künye: Faik Ökte, Varlık Vergisi Faciası, Nebioğlu Yayınevi, 1951.

Varlık Vergisi hakkında hazırladığımız dosyanın içinde yer alan diğer yazılara buradan ulaşabilirsiniz.

Bunları da beğenebilirsiniz...