Alber Anlatıyor:“Gözleri doymazsa canımızı almaya bir de Aşkale’ye götürecekler bizi”

karik

Alber ile 70’lerinin son demlerini sürerken tanıştık. Eşi ile yaşadığı evinde bir öğleden sonra beni misafir ettiklerinde karşımda son derece özenli giyinmiş şık bir beyefendi vardı. Eşinin ikramları ve hazırladığı çay servisi eşliğinde sohbetimize başladığımızda Alber de pek çokları gibi geçmişini anımsamak içi fotoğraflardan yardım almayı tercih edenlerden çıkmıştı. Eşinden rica edip fotoğraf albümlerini yanımıza aldı. Siyah beyaz fotoğraflardan bize bakan pek çok yüz ona geçmişi anımsatırken bana ise bilmediğim, yaşamadığım ama öğrenmeye can attığım yıllardan sesleniyordu.

Konumuz onun hayatı olsa da dönemeçlerden en önemlisi yazık ki Varlık Vergisi’ydi. Alber’in hafızasında Varlık Vergisi, Nazi korkusu ve Yahudi düşmanlığı ile birlikte canlanıyordu. Varlık Vergisi ile kaybettikleri onun unutmak istemediği geçmişiydi. Ailesinin görkemli günleri savaşın kıtlığının ardından gelen Varlık Vergisi ile bitip tükenmişti. O yeniden kurmaya çalıştıysa da hayat hiçbir zaman eskisi gibi olmamıştı. Bu yüzden Varlık Vergisi, bugün yaşadığı hayat koşullarının sebebi, onun geçmişle bağıydı bir anlamda.

“Ben çocuk yaşımdaydım kanun çıktığında. Babam diyordu neyimiz var neyimiz yok elimizden gidecek. Gözleri doymazsa canımızı almaya bir de Aşkale’ye götürecekler bizi. Annem hep ağlıyordu. Evimizde ki güzel eşyalara bakıp bakıp ağlıyordu. Gümüşleri vardı onları temizliyor, temizlerken onları okşaya okşaya ağlamaya başlıyordu. Savaş yüzünden Yahudilerin çektikleri konuşuluyordu her yerde. Her akşam sofrada Gramama “Allah bu nimetleri bulamayanlara versin, Yahudi dindaşlarımıza kurtuluş günü göstersin” diye dua ettiriyordu hepimize. Bar Mitzvam o yıl yapılmıştı benim. Savaş yokluk dinlemeden yaptılar seramonimi. Hediye olarak babam İstanbul’dan saat getirtti. Annem vergi lakırdısına kadar hep kullanmama kızardı. ‘Büyünce Alber’ derdi ‘büyüyünce’. Ne zaman kanun çıktı, annem getirdi onu koluma taktı. Senin bu oğlum tak gönlünce dedi. Biliyordu herhalde kapımıza dayananların ona kadar her şeyimizi alacaklarını… Primom Moşe İzmir’de yaşardı. Yazları bazen biz ona bazen de o bize gelirdi. Benden yaşça büyüktü ama çok iyi anlaşırdık. Vergi zamanı kıştı, apar topar çıkıp yanımıza gelmişti. Korkunç hikayeler anlatıyordu. İzmir’de ve İstanbul’da büyük fırınlar yapıldığını, onlarda Nazilerin yaptığı gibi Yahudileri yakacaklarını anlatıp duruyordu. Rüyamda görüyordum canlı canlı yandığımızı, korkumdan yataktan kalkamıyordum. Sonra evimize gelen çocuklara da anlattı Moşe. Fırın korkusu sardı herkesi. Allahtan böyle şeyler olmadı. Nazilerin yaptığını yapmadılar. Ama herkes elindekinden avucundakinden oldu. Malını, dükkanını, evini, eşyasını satanlar çoktu. Aneminde korktuğu oldu o zaman eve hacze gelenler, annemin gözyaşı döktüğü gümüşlerini, kıymetli eşyalarımızı ve tabii benim saati de alıp gittiler.”

  1. Dünya Savaşı’nda yaşananların etkisiyle, Alber can korkusuyla ölümü beklediği vergi zamanını hiç unutmamış, unutamamıştı. Annesinin göz yaşlarıyla uğurladığı aile yadigarlarını, evlerindeki eşyaların gidişini ve daha da önemlisi erkek olmasının ödülü olan saatinin kaybı ile hatırlıyordu varlık vergisini. Hayat bir daha eskisi gibi olmamıştı. Sıfırdan başlamışlardı hayata onlar da herkes gibi. Kaybedilen varlıkların zamanla yenileri gelmişti elbette. Hatta pek çok da kol saati olmuştu o günden bugüne Alber’in. Ama çocukluğunun o hatırasını unutmamıştı. Hiçbiri onun yerini tutmamıştı. Ve asıl kaybettiği şey güvendi. O yerine korkuyu, endişeyi ve temkinli olma halini getirmişti. Güven ne yapılsa yerine tekrar konamamıştı onun hayatında.

 

Kaynak: F. Işıl Demirel, Çanakkale Yahudi Cemaati ile Gayrimüslim Politikalarının İzinde, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi.

 

Varlık Vergisi hakkında hazırladığımız dosyanın içinde yer alan diğer yazılaraburadan ulaşabilirsiniz.

Bunları da beğenebilirsiniz...