Holocaust ile Hayvan katliamları neden benzeştirilemez – Meriç Aytekin

 

holocaust-animals

Etiğin inşası ile o etiğin gündelik hayatta nefes alan bir doku olabilmesi tamamen farklı şeylerdir. Etiğin inşa edilmesi ve onun hayatın içine doğru açılması belli sıralamaları ve öncelikleri taşır. Exodus 20:13’den çok iyi bildiğimiz öldürmeyeceksin söylemi bir etiğin temelinin atılmasıdır ancak bu etik kendi başına açıklanmış ve genişletilmiş bir etik değildir.

Bu yüzden politik olarak dünya üzerinde değişiklik yapmak isteyen özne/benlik/birey söylemi belli şekillerde açmayı onu yeniden inşa etmeyi, bölmeyi, parçalamayı, farklı araçlarla onu yeniden doğurmayı sık sık tercih eder.

Örneğin “Che’yi putlaştırmak yanlıştır” demek başka bir temel etik taşını çoktan içinde taşımaktadır: “Liderleri putlaştırmak yanlıştır”

Özel olarak özgürlük kısıtlayan bir şiddet biçiminin yanlışlığını vurgulamak stratejik olarak tercih edilesi bir yöntemdir çünkü “Öldürmeyeceksin” temel etiği propaganda amacıyla bir şekle sokulmadığı sürece birçok insan için kuru bir sözden ibaret kalacaktır.

Feminist hareket veya trans feminist hareket bununla uzun süre karşılaşmıştır. Trans feminist hareket “Kadın cinayetleri politiktir” veya “trans cinayetleri politiktir” dediğinde beyaz erkek topluluğundan veya kadın bilincine sahip olmayan toplumsal olarak kadınlık atanmış “kadınlardan” gelen cevap: “Ama bütün cinayetler politiktir. Neden hepsine ses çıkarmıyorsunuz?” olur.

Bu soyutlama düzlemi etik için doğru görünse de hayatın işleyişi açısından avantajlı bir sınıfın kendini korumak adına mantıksal açıdan etiğin inşa temellerini hatırlatıyormuş gibi görünmesinden başka bir şey değildir. Avantajlı sınıf kendi avantajını koruyabilmek için mutabık evrensel bir etiğin temelini kabul ediyormuş gibi yapar ve bunu etiğin açılımını yapmaya çalışan sömürülmekte olan sınıfa hatırlatır daha doğrusu dayatır.

Bu tarz kendi avantajlarını ve sömürü düzenlerini sürdürmek için “ama bütün ölümler cinayetler yanlış” veya “ama bütün cinayetlere ses çıkarmalıyız” diyen kişilere ve gruplara “Öldürmeyeceksin” etiği üzerinden gündelik hayatlarında ne kadar etik açılım/eylem yaptıklarını sorduğumuzda çoğu zaman alacağımız cevap kuşkusuz kendi çıkarlarını korumak için ara sıra öldürmeyeceksin yasasını sömürülen sınıflara hatırlatmak dışında bir şey yapmadıkları olur.

Özgürlük kısıtlayıcı şiddete maruz kalan öznelerin deneyimleri arasındaki bağlantıları görmek, baskının kaynağının benzerliğini veya paralelliğini düşünmek elbette çok kıymetlidir ancak deneyimleri aynılaştırma tehlikesi taşıyan etik açılımlar şiddete maruz kalan bireyin kendi özgün deneyimini hem anlamasına hem de bunu ifade etmesine izin vermemektedir.

Hayvan özgürlükçülerinin/Veganların büyük kısmının sosyal medya üzerinden veya başka araçlarla paylaştıkları Holocaust ve hayvan katliamı fotoğrafları tam da böylesi bir sorunu taşımaktadır.

“Öldürmeyeceksin” söylemiyle yetinmeyen çoğu vegan/hayvan özgürlükçüsü bu söylemi açarak “hayvan öldürmek cinayettir” demeyi tercih ediyor. Neyi veya kimi öldürmeyeceksin sorusuna propaganda yapılan öznenin rasyonel bir süreç ile cevap bulmasını beklemiyorlar çünkü etiği bir eylem biçimi olarak kurguluyorlar. Böyle yaparak hayvanlara karşı yapılan katliamların gerçekliğine işaret ediyorlar. Kimsenin Sokratik yöntemler kullanmaya sabrının olmadığı bir Dünya’da yaşıyoruz ve kuşkusuz hayvanların ölümünün insan ölümlerinden ayrı, bağımsız olarak bir anlamı ve özgün bir travmasının olduğu kesinlikle hayvan özgürlükçülerinin yaptığı şekilde hatırlatılabilir.

Bir hayvanın, bir transın, bir kadının, bir Yahudinin maruz kaldığı özgürlük kısıtlayıcı şiddet biçimleri paralellikler taşıyor olsa da bunları birbirine indirmek şiddete maruz kalan öznenin kendi deneyimini anlamasını engelleyen ve değiştirici bir etik kurmasını sekteye uğratan bir girişimdir.

Bir transın deneyimi bir cisgender kadının deneyimi ile aynı değildir. “Ama hepimiz aynı şiddete maruz kalıyoruz.” söylemi trans öznenin kendi şiddetini tanımasını ve ona karşı mücadele geliştirebileceği araçları bulmasını engeller.

Hayvan özgürlükçülerinin “Hayvanlar için tüm insanlar nazidir.” diye başlayan hayvan katliamlarına dair hatırlatmaları tam olarak avantajlı sınıfların kendi avantajlarını korumak için kullandıkları evrensel etik değere dönme girişimine benzemektedir -Niyet böylesi bir tartışma da önemini yitirir-.

Hayır, Hayvan katliamları Holocaust değildir. Holocaust Holocaust’tur. Hayvan katliamları da hayvan katliamlarıdır. Biri diğerinden daha önemli veya öncelikli değildir ancak sırf dünyanın hassasiyetinde bir yeri olduğu için bir acıyı o acı ile benzeştiremezsiniz.

Sırf propaganda yaptığınız grup daha kolay ikna olacak düşüncesiyle Holocaust’u hayvan katliamlarını tanımlamak için kullanamazsınız. Eğer bunu yaparsanız öznelerin özgün şiddet deneyimlerini görmezden gelmeye ve onu bulanıklaştırmaya başlamış olursunuz.

Bu tanımların sınıflaması zaman ve mekana göre kesinlikle değişiklik gösterebilecek olsa da güncel pozisyonda veganların ve hayvan özgürlükçülerinin genel olarak Holocaust referansı böylesi bir sorunu açıkça taşımaktadır. Genel olarak bu benzetmeyi yapanların da Holocaust kurbanı olmayan kişiler olduğunu ve Holocaust’ta, antisemitizme dair bilgilerinin çok kısıtlı olduğunu söylemeye bile gerek yoktur.

Bir Holocaust mağdurunun yaşadığı deneyim ile bir hayvanın deneyimi arasında bir paralellik görebilirsiniz ama ikisini aynı şey olarak tanımlayamazdınız. Tanımlama girişiminizin etiksizliği tam olarak Holocaust’un derin bir yara olduğunu bilmenizden ve bunu sömürmenizden-bilinçi veya bilinçsiz- kaynaklanmaktadır.

Bir Yahudinin yaşadığı antisemitik şiddette dair bugüne kadar hiçbir şey yapmamış ama holocaust fotoğrafları ile mezbaha fotoğraflarını yan yana koymak konusunda hiçbir çekincesi olmayan hayvan özgürlükçüsüne verdiği bilginin ham haliyle doğru olduğunu ama sunuluş ve kullanım açısından iktidar dilini ürettiğini söylemeliyiz.

Sonuç olarak Deneyimlerin birbirleriyle olan paralelliklerini görmek birbirimizi anlamamız açısından kıymetli olsa da bir öznenin başka bir öznenin acısını sırf kendi acısını görünür kılmak için sömürmesi egemenlerin etik hatırlatma girişiminin bir devamıdır ve onlardan “ödünç alınmış” bir politika yapma biçimidir.

Holocaust Holocausttur.
Hayvan katliamları hayvan katliamlarıdır.

Bunları da beğenebilirsiniz...