Hitler’e Suikast

siradan-bir-kahramanin-siradan-hikayesi-hitlere-suikast-38103619460681374635

 

Daha önce Çöküş (Downfall/Der Untergang) filmiyle Hitler ve İkinci Dünya Savaşı’nı konu alan Oliver Hirschbiegel’in son filmi Hitler’e Suikast (Elser-13Minutes) geçen hafta vizyona girdi. Film’i Sanatatak‘ta Emrah Kolukısa ve Birgün‘de Tuğçe Madayanti Dizici değerlendirdi.

 

 

SanatAtak

Emrah Kolukısa – Sıradan bir kahramanın sıradan hikayesi: Hitler’e Suikast

 

Günümüz Alman sinemasının önde gelen isimlerinden Oliver Hirschbiegel’in imzasını taşıyan Hitler’e Suikast belki de tarihin akışını değiştirebilecek bir adamın hikayesini anlatıyor. 

 

Tarih, gerçekleşmemiş olayların ihtimalleriyle de yazılır biraz. Franz Ferdinand o suikasti işlemeseydi 1. Dünya Savaşı çıkar mıydı? Mustafa Kemal şans eseri kurtulmayıp cephede ölseydi Kurtuluş Savaşı başlar mıydı? Ya da Hitler kendisi için düzenlenen bombalı saldırıdan kurtulmasa 2. Dünya Savaşı bu denli tahrip edici olur muydu? Bunlar meşru sorular elbette ve kahvehane geyiklerinden ciddi akademik tartışmalara dek birçok düzlemde yanıtı aranır, eskiden olduğu gibi gelecekte de. Ama şunu da belirtmekte yarar var, özellikle 20. yüzyıla damgasını vuran bir tarihçilik akımına göre tarihte önemli olan uzun dönemli çizgilerdir, anlık olaylar ya da kısa süreli kırılmalar değil. Tüm bunları, Oliver Hirschbiegel’in son filmi Hitler’e Suikast’ı (Elser – 13 Minutes) izlerken akılda tutmakta yarar var sanki.

Georg Elser tarihin karanlık sayfalarında yer alıyorsa eğer başaramadığı bir edimden dolayıdır. Filmin hemen başında onu bir sütunun dibine bol miktarda patlayıcı yerleştirirken görüyoruz. Anlıyoruz ki o sütun tam da Adolf Hitler’in ertesi gün konuşma yapacağı salonda yer almaktadır ve tam da konuştuğu kürsünün arkasına inmektedir. Bombayı yerleştirdikten sonra hızlı adımlarla uzaklaşan Elser iki Nazi subayı tarafından fark edilir ve şüphe üzerine karakola çekilir. Burada yapılan bir üst aramasında komünistlere ait bir rozet çıkar üzerinden ve derhal parmaklıklar arkasına atılır. Beklenen patlama işte o tam da bu durumdayken meydana gelecektir. Ne yazık ki Hitler o patlamadan 13 dakika önce binayı terk etmiştir ve onun yokluğunda tam 8 kişi can vermiştir.

2004 tarihli Çöküş (Downfall/Der Untergang) adlı muhteşem filminde Adolf Hitler’in son günlerini anlatan Alman sinemacı Oliver Hirschbiegel bir kez daha 2. Dünya Savaşı yıllarına çeviriyor kamerasını ama ne yazık ki ilk seferinde olduğu kadar etkileyici bir filme imza atamıyor. Elser’in bombayı koyduğu geceyle açılan ve sonrasında geri dönüşlerle onun hayat öyküsünü aktaran film ilk bakışta düzgün anlatılmış, sağlam bir kurguya sahip ve üst düzey oyunculuk performanslarıyla akıllarda yer ediyor gibi görünse de ciddi bir eksiği var kanımızca: bakış açısı. İlla bir yargıda bulunsun, ele aldığı karakteri belli bir tarafa yerleştirsin değil elbette ama Georg Elser kimdir, hangi dinamikler onu bu noktaya getirmiştir ve neden başka bir yola girmemiştir de böylesi bir eyleme kalkışmayı tercih etmiştir gibi sorulara verdiği yanıtlar hiç tatmin edici değil ve bu yüzden de bakış açısının eksikliği hissediliyor aslında. Aslında filmin içinde kimi çok ilginç yollar da var ama Hirschbiegel buralara girip ilerlemek yerine sadece gösterip geçmeyi yeğlemiş. Örneğin Elser’in yaşadığı kasabada insanların nasıl Nazileştiği meselesi çok ilginç bir damar olabilirmiş. Bireylerin ve nihayet kitlelerin nasıl olup da Hitler’in hizasına geldiği konusu bugün memleketimizde yaşanan süreci de ilgilendiren bir mesele olduğu için bizi heyecanlandırdı belki ama siyaset ve toplum söz konusu oldukça bu mesele hiç bitmez, söz hiç eskimez. Vicdan, ahlak, sağduyu gibi kavramlar işte böylesi büyük tarihsel dönüm noktalarında nasıl oluyor da anlamını yitiriyor, Hitler’e Suikast bunu biraz daha etraflıca işlese yine sınıfı geçebilirdi muhtemelen ama bu haliyle fazlasıyla düz bir anlatıma sığınmış, sıradan bir biyografi olup çıkıyor. İnsan şunu bile soruyor hatta: Acaba 2. Dünya Savaşı hâlâ yönetmenler için rahat para bulabilecekleri bir konu olduğu için mi tercih ediliyor? Yoksa Çöküş gibi son derece etkileyici bir biyografik filme imza atmış bir yönetmen neden bu denli sıradan bir senaryoya talim etsin ve izleyicide herhangi bir etki bırakmayan bir film çeksin?

Filmografisinde iniş çıkışlı bir grafik çizen Hirschbiegel ancak ortalama bir performans göstermiş olsa da filmde Georg Elser rolünü üstlenen Christian Friedel nüansları zengin, senaryonun elverdiği alanda gayet başarılı bir oyunculuk sergiliyor. Sevgilisi Elsa rolünde Katharina Schüttler ve Elser’i sorguya çeken SS subayı Arthur Nebe rolünde Burghart Klausner de yine akılda kalıcı performanslarıyla öne çıkan isimler. Yukarıda eksikliğinden dem vurduğumuz bakış açısı sağlam bir şekilde filme yedirilebilseymiş bu oyuncuların performansları da çok daha etkileyici olabilirmiş diye düşünmeden edemiyor insan. Diyeceğimiz şudur, geçtiğimiz asrın en trajik dönemlerinden birini konu etmek elbette sinemacının asli işlerinden biridir ama yeter ki bunu neden ve nasıl yaptığı konusunda bir fikri olsun. Yoksa aç Wikipedia’yı, oku Elser’in hayatını, bitsin.

 

BirGün

Filmin tarihsel hikâyesiyle izleyicide duyarlılık yaratabilecek bir güce sahip olduğunu kabul ediyorum. Ancak konusunun hakkını veremeyen film ne yazık ki iyi bir sinema örneği değil

Hitler’e Suikast (13 Minutes/Elser) televizyon için çekilmiş biyografik bir filmi andırıyor. Tüm anlamlı detayları açık eden dümdüz senaryosu, merkez konuyla alakası olmayan flashback sahneleri ile sıradanlaşıyor. Kaldı ki fazlasıyla kullanılan flashbacklerin neredeyse hiçbiri karakteri daha iyi tanımamıza yardımcı olmuyor. Konu olarak tarihsel hikâyesiyle izleyicide duyarlılık yaratabilecek bir güce sahip olduğunu ben de kabul ediyorum. Ancak konusunun hakkını veremeyen film ne yazık ki iyi bir sinema örneği değil.

Ah keşke ölseydin!
1939’da Münih’te törene katılacak Hitler’in marangoz Georg Elser tarafından kurduğu bomba düzeneği ile öldürmek istemesi filmin ana konusunu oluşturuyor ve bomba Hitler mekândan ayrıldıktan 13 dakika sonra patlıyor. Hitler’e düzenlenen bu suikast teşebbüsünden sonra Georg Elser tutuklanıyor. Tutuklanıyor demek hafif kalır aslında, kendisi Nazilerin eline düşüyor.

hitler-e-suikast-156166-1.Filmin adım adım zeki bir kurgu ile bombanın patladığı güne gitmesi gerekirken, bence bir hata olarak film Elser’in sorgulanması ile işkencesine fazla yer ayırıyor. O da yetmiyor bir yandan 1939’da Elser’in tutuklandıktan sonra Naziler tarafından yüzünün haşat edilişini izlerken bir yandan da zamanımızı Elser ve arkadaşlarıyla göl kenarında güneşlenerek ve boş boş gezinerek geçiriyoruz. Üstelik bu sahnelerle ne karakter hakkında bir şeyler öğrenebiliyoruz ne de Elser ile empati kurabiliyoruz. Sistemli zaman aralıklarıyla git gel yaptığımız bu iki hat filmin bir meselesi varsa bile onu kaybetmemize sebep oluyor. Tehlikeli bir dönemde bu kadar cesur olan birisi elbette ki bir komünist idi. İşçi sınıfı için ve dökülen kanı durdurmak için Hitler’i öldürmek isteyen cesur bir gençti Elser. Hiçbir örgüte bağlı olmadı ve tek başına hareket etti. Ancak amacına ulaşamadı. İşte mesele tam da bu önemli amacına ulaşmasını engelleyen o 13 dakikanın değeri, gel gör ki bunu filmin içinde bir türlü yakalayamıyoruz. Sonuç olarak Elser gerçekte nasıl amacına ulaşamadıysa bu film de amacına ulaşamıyor. Anlaşılan o ki, sinemada Hitler’i öldürebilmiş olan tek yönetmen hala Tarantino’dur.

Bunları da beğenebilirsiniz...