“Yahudilerin durumu kimsenin umurunda değildi” – Karel Valansi (Röportaj)

 

61xypG5cU+L

Kaynak: Şalom

Türkiye’nin İkinci Dünya Savaşı sırasındaki dış politikasını inceleyen ‘Türkiye, Yahudiler ve Holokost’ isimli kitabın yazarı Türkolog Corry Guttstadt ile editörlüğünü yaptığı son kitabı ‘Seyirci Kalanlar, Kurtarıcılar ve Suçlular, Tarafsız Ülkeler ve Holokost’u konuştuk. Savaş sırasında Türkiye gibi tarafsız ülkelerin Holokost sırasındaki Yahudi politikalarını tartıştık. Günümüzün Suriyeli mültecileri ile benzerlikleri dikkat çekici.

Türkolog Corry Guttstad

Türkolog Corry Guttstad

 

‘Seyirci Kalanlar, Kurtarıcılar ve Suçlular, Tarafsız Ülkeler ve Holokost’, editörlüğünü yaptığın yeni kitabının çıkış öyküsünü anlatır mısın? Neden böyle bir kitaba ihtiyaç duyuldu?

Bu kitapta, 2014 Kasım ayında Madrid’de altı kurumun ortaklaşa düzenlediği bir konferansta sunulan tebliğleri toplandı, diğer bir deyişle bir konferans derlemesi. Konferansın fikri de şöyle gelişti; son on yıl içerisinde İkinci Dünya Savaşı döneminde tarafız olan ülkelerin Holokost ile ilgili politikalarını inceleyen birçok yeni kitap ve araştırma çıkmıştı. Ancak, herkes sadece kendi araştırdığı ülke üzerine yoğunlaştı. Konferansın ilk amacı, bu yeni araştırma ve çalışmaları bir araya getirerek, bu ülkelerin politikalarını kıyaslamak ve karşılaştırmalı bir bakışı mümkün kılmaktı.

Konferans ve kitap bu ülkelerin kendi Yahudilerine yönelik politikalarını dört konuda inceliyor:

– Savaştan önce Yahudi mültecilere karşı tutumu,

– Savaş döneminde ve Holokost sırasında Yahudi mültecilere karşı tutumu,

– Alman nüfuz alanında bulunan kendi vatandaşı Yahudiler ile ilgili politikaları – özelikle Almanlara 1942-43’te verilen “Yurda götür” ültimatomuna tepkileri,

– Mart 1944’te Almanların Macaristan’ı işgal etikten sonra, Amerikan War Refugee Board / Savaş Mültecileri Kurulu’nun tarafsız ülkelerin temsilciliklere yaptığı Macar Yahudileri kurtarmaya çağrısına verilen cevaplar.

İkinci Dünya Savaşı’nın tarafsız ülkeleri ne kadar kayıtsız kaldılar Holokost’a? Farklı davranan var mıydı?

Kitapta – Arjantin ile ilgili bir makalenin dışında – Avrupa’nın beş tarafsız ülkesinin politikası ele alınıyor; İspanya, İsveç, İsviçre, Portekiz ve Türkiye. İrlanda eksik ancak konferansa uygun bir başvuru gelmemişti oradan. Bu beş ülke, birçok bakımdan birbirlerinden farklı; yüzölçümü, ekonomi, nüfusun bileşimi, rejim…  Biri zengin, biri fakir, biri demokratik (İsveç ve İsviçre), biri faşist (İspanya, Portekiz), biri tek parti diktatörlüğü (Türkiye). Birinin (Türkiye) nüfusu ağırlıkla Müslüman, diğerlerinin Hıristiyan. Coğrafi pozisyon olarak da dördü Avrupa’da ve Almanya’nın kontrolündeki bölgeye çok yakın. İsviçre Nazi nüfus alanın tam ortasında küçük bir ada gibi ve bu durum tehdit algısını etkiliyor.

Tüm bu ülkeler her iki tarafı da idare etmeye çalıştılar. Hem Müttefikler hem de Almanlarla ekonomik, ticari, siyasi hatta askeri ilişkilerini sürdürdüler. Durum savaşın gidişatıyla birlikte değişti: 1942’yi 1943’e bağlayan kışın ardından, Almanların mağlup olacakları gitgide belli oldukça, tarafsız ülkeler Müttefiklere, yani galip gelecek tarafa eğilmeye başladı.

Peki, savaş sırasındaki bu genel yönelmeler, bu ülkelerin Yahudilere yönelik politikasını nasıl etkiledi?

Altının çizilmesi gereken bir gerçek var. Yahudi kuruluş ve dayanışma örgütleri dışında, Yahudilerin durumu pek kimsenin umurunda değildi. Holokost’un bugün özelikle Batı ülkelerinin edebiyat, kültür ve tarih algısında teşkil ettiği yer yanıltmasın. Yahudilerin başına gelenler, artan baskı, zulüm, katliam ve en sonunda Soykırım ne müttefik ülkelerin, ne de tarafsız ülkelerin siyasi çevrelerince veya kamuoyunda fazla algılanmıyordu. Müttefik ülkeler savaşı kazanmak; tarafsız ülkeler ise, savaşın dışında kalmak veya doğru anda galip tarafı tutmak amacındaydılar. Savaş yıllarının Türk basınını taradım. Savaşın gidişatı hemen hemen her gün baş sayfalarda yer alıyordu. Yahudilerin durumuyla ilgili ancak tek tük bağlantısız, küçük haberlere rastlamak mümkün. Bu sadece Türkiye için değil, diğer tarafsız ve müttefik ülkeler için de geçerli. Mesela ABD’de New York Times Yahudi soykırımı ile ilgili haberleri ancak son sayfalarda veriyordu. Yahudiler, hiçbir ülkenin dış politikasında rol oynamıyordu.

Bizim kitabımızda bir bölüm ‘What was known in the Neutral Countries about the ongoing Genocide of European Jews’ (Yahudi Soykırımı tarafsız ülkelerde hangi boyutta biliniyordu) konusunu işliyor. Almanların hedefinin Avrupa Yahudilerini yok etmek olduğu 1942 sonbaharından beri biliniyordu ve 1942 Aralık ayında 11 müttefik ülke bunu ortak bir açıklamada beyan ettiler. Ama buna rağmen politikalarını değiştirmediler, Yahudi mültecilerine kapıyı kapalı tuttular. Bu hem ABD ve İngiltere, hem de tarafsız ülkeler için geçerli.

O dönemde tarafsız ülkelerin politikalarında benzerlikler taşımasını neye bağlayabiliriz?

Hemen hemen bütün ülkeler 1938 yılında zirveye ulaşan Yahudi mülteci krizinde sınırlarını Yahudilere kapattı ve Yahudilerin girişini sınırlayan ya da yasaklayan kanunlar çıkardı. Bu kararlar Holokost başlamadan önce alınmasına rağmen Holokost döneminde de devam etti. Nedenini sadece antisemitizme bağlamamak gerek. Milliyetçilik öne çıkıyordu. Mesela İsviçre’de “yabancılar bizim kültürümüzü bozacaklar” (Überfremdungsangst) düşüncesi yaygındı; Franco İspanyası’nda açık antisemitizm, anti-komünizm ve daha da ateşli bir mason düşmanlığı egemendi. Yahudilerin içinde bulunduğu felakete karşı tamamen kayıtsız kaldılar. Bugünkü durumla da benzerlikler göze çarpıyor. Suriyeli mültecilerle ilgili yapılan konferans ve politikalar mültecilere yardım etmeyi değil, onların gelmelerini engellemeyi hedefliyor.

Konferans ve kitapta bu ülkelerin bugün bu konu ile ilgili tutumları da inceleniyor mu?

Bu ülkelerin bugünkü tutumları irdeleyen iki bölüm yer alıyor: Bunların biri Holokost eğitimi, diğeri ise, ‘Rescue Myths, Public Debats, Historial Investigations’ (Kurtarma Efsaneleri, Kamusal Tartışmalar ve Tarihsel İncelemeler) bu ülkelerin bazılarında yaygın olan “Biz Yahudileri Holokost’tan kurtardık” efsanelerinin nasıl ve neden oluştuğunun gerçekçi incelemelerini kapsıyor. Ayrıca kamuda anma ve Holokost’un okul eğitimde yer alması da inceleniyor. Konferansa katılanların çoğu, ülkeler arasındaki benzerliklere şaşırdılar. Bunun belki de en çarpıcı örneği ‘efsaneler’ bölümü. Türk politikacılarının “Yahudileri kurtardık” söylemini biliyoruz. Konferansta Arjantin ve İspanya’nın da benzer efsaneleri oluşturduklarını öğrendik. Nasıl Türkiye bu öz-sunumu ağırlıkla dış politikada Ermeni soykırımı suçlamalarına karşı kullanıyorsa, bu iki ülke de benzer amaçlar için bunu ortaya attı: İspanya mesela bu sayede, Franco rejimin uluslararası izolasyonu kırmak istedi. Kitabın karşılaştırmalı yaklaşımı herkesin, kendi ülkesinin İkinci Dünya Savaşı sırasındaki politikasını uygun bir bağlama yerleştirmesini kolaylaştırıyor ve böylece olumsuz politikalarıyla yüzleşmeyi kolaylaştırıyor.

IHRA*’nın desteğinde çıktığı için soruyorum, Holokost eğitiminin bir parçası olarak mı düşünülüyor bu proje?

Konferans ve sonradan kitabı tasarladığımızda böyle bir amacımız yoktu. Ancak kitabı hazırlarken, derste de kullanılabilsin dedik. Kitap, konuda uzman olmayan okurlar için de uygun bir şekilde tasarlandı; her beş bölümün başlangıcında işlediği konunun çerçevesini izah eden bir sunuş bulunuyor. Yazılar 10-15 sayfayı geçmiyor ve kitabın sonunda konu üzerine derinleşmek isteyen okurlar için bir literatür listesi var. Yani kitap tam bir giriş literatürü niteliği taşıyor.

Holokost eğitimine geri dönersek, tarafsız ülkelerin Holokost eğitimi konusunda durumu biraz farklı. ‘The Challenges of Holocaust Remembrance and Education in Neutral Countries’ (Tarafsız Ülkelerde Holokost Anması ve Eğitimi) son bölümü teşkil ediyor. IHRA’nın 2001 yılından itibaren, bütün üye ülkelerin katıldığı Holokost eğitimi üzerine yoğunlaşan bir çalışma grubu var. Bu grubun oldukça yararlı bir Holokost eğitimi teknik ve malzemeleri listesi internette mevcut: https://www.holocaustremembrance.com/media-room/stories/teaching-guidelines

Çoğu ülkede Holokost anması ve okullardaki Holokost eğitimi için Nazi cürümlerinin gerçekleşmiş olduğu temerküz kampları, Gestapo merkezleri, Yahudilerin deporte edilmeden toplandıkları merkezler çok önemli bir yer tutuyor. Tarafsız ülkelerin ise bu konudaki durumu farklı. Onların politikasını simgeleyen lieu de mémoires (anı alanları) yok, ya da çok bilinmiyor. Madrid’deki Centro-Sefarad-Israel’de anma ve eğitim sorumlusu ve konferansı düzenleyenlerden biri olan Yessica San Román bu durumu şöyle özetliyor: “Holokost çoğu zaman çok uzaklarda, yani ölüm kamplarında gelişen bir olay olarak anlatılıyor ve doğal olarak ‘Bizimle ne ilgisi var’ sorusunu doğuruyor.” Bu bölümde bu sorun tartışılıyor. İsviçre’nin Yahudilerin felaketi karşısında izlediği çelişkili politikalar bu bakımdan oldukça zenginleştirici. Bu tip konular derste nasıl işlenebilir bu bölümde ele alınıyor.

*IHRA –International Holocaust Remembrance Allaince (Uluslararası Holokost Anma İttifakı)

Türkiye bu tarafsız ülkelerden farklı mıydı, yoksa hepsi benzer bir politikayı mı izledi?

Tarafsız ülkelerin politikası zaman içerisinde değişti. 1943’ten başlayarak bu ülkeler Müttefiklere, yani galip tarafa yaklaşmaya başladı. İspanya ve Portekiz, Yahudilere yönelik politikalarında nispetten daha liberal bir tutum sergilemeye başladılar. İsveç ve İsviçre’de demokratik kamuoyu etkinliğini arttırdı. Bu ülkelerin siyasi çizgisi kökten değişmese dahi, devletin Yahudi mültecilere karşı tutumu biraz yumuşadı. Bu ülkelerdeki Yahudi cemaatlerin faaliyetleri de önemli. Onlar Yahudi mültecilerin kabulü için devreye girdi. Mesela Almanya’daki Kasım 1938 pogromundan sonra hem İsveç hem İsviçre sınırlı sayıda Alman Yahudisi çocukların girişine izin verdi. Türkiye’de ise demokratik bir kamuoyu yoktu ve Yahudi cemaatinin kendisi baskı altındaydı. Cemaatin gayri resmi bir mülteci heyeti vardı. Bu heyetin çalışmalarının ve cemaat fertlerinin fedakârlıklarının Yahudi mültecilere çok yardımı dokundu. Ama Türk Yahudi Cemaati hükümetin bu konudaki politikasını açıkça eleştirmek veya bir talepte bulunmak durumunda değildi.

Hemen hemen bütün ülkeler Yahudi mülteci krizinde sınırlarını Yahudilere kapattı ve Yahudilerin girişini sınırlayan ya da yasaklayan kanunlar çıkardı. Nedenini sadece antisemitizme bağlamamak gerek; milliyetçilik öne çıkıyordu. Bugünkü durumla da benzerlikler göze çarpıyor. Suriyeli mültecilerle ilgili yapılan konferans ve politikalar mültecilere yardım etmeyi değil, onların gelmelerini engellemeyi hedefliyor.

Bunları da beğenebilirsiniz...