Açlık ve zorluktan özgürlüğe: Pesah Bayramı – Avi Haligua, Eli Haligua

1372_5

Avi HaliguaEli Haligua

Pesah, Yahudiler için yılın en önemli günlerinden biri olup özgürlük bayramı olarak bilinir. Hatırlamayı ve gelenek aktarımını kimliğinin temeli sayan Yahudi kültürü için en çok hatırlanması gereken, illa anlatılması gereken en önemli “bayramdır”. Yahudiler, kovalamaca ve sürgünler sonucu oluşan kimliklerini vardıkları yer neresi olursa olsun korumak için hikayelerine güvenirler.

Pesah için hazırlanan Seder sofrası, tüm ailenin bir araya toplandığı,  birbirini pek de göremeyen geniş ailenin biraraya geldiği özel günlerdendir. Büyüklerin, çocukluklarından beri her yıl dinlediği bu hikayeyi anne-babalarından gördükleri gibi anlatma vakti gelmiştir.

Agada, o günün olmazsa olmazı

Kölelikten çıkışlarını ve bu süreçte başlarına gelenleri, o dönemin tartışmalarını ve hatta neler yiyip, neler yiyemediklerinin özeti olan bu anlatının adı Agada’dır. Kaçtıkları diyarda köle edilen halkın özgürlük yolunda nasıl ilerledikleri anlatılır. Yahudi inancına göre, Agada’nın (kelime anlamı hikaye) anlatılmadığı ev Yahudi evi sayılmaz. Her cemaat üyesi Pesah’ın temel amacı olan ‘O gün çocuğuna anlatacaksın’ (Şemot 13/8) emrinin yerine getirilebilmesi için kendince azami çabayı gösterir.

Ana dilde açıklamaların eklendiği hikaye bazen çoğu diaspora toplumunun bilmediği İbranice de dahil iki, bazen de üç farklı dilde okunur. Bu süreç okumadan çok canlandırmaya benzer. “Başlarına gelenler ve çıkış” bir okumadan çok neredeyse temsil edilir. Her ailenin görevi, çıkış hikayesinin bir sonraki kuşağa aktarıldığından emin olmaktır. Kutsal muamelesi gören bu hikayeler ve onları anlatırken gerçekleştirilen ritüeller, Yahudi kimliğinin önemli bir güvencesidir.

Moşe’nin hikayesi

Agada’ya göre Yahudiler, Mısır topraklarında Faro’nun (firavun) hükmü altında köle olarak, ızdıraplar içinde yaşamaktadırlar. Yahudilerin hızlı çoğaldığına ve krallığını ele geçirebileceklerine inanan Firavun, hükümranlığındaki tüm İbrani oğlan bebeklerinin öldürülmesini emreder. Levi kabilesinden Amram’ın karısı Yohevet de doğan oğluna kıyamaz, bir sepetin içinde kız kardeşine verir ve bebek Nil Nehri’ne bırakılır. Sepet sarayın önünden geçerken cariyeler onu bulur ve Firavun’un kızkardeşi olan prensese verirler. Bebeğin adını sudan çıkartılmış anlamına gelen Moşe koyarlar.

Sarayda bir prens olarak büyütülen Moşe sorgulamaları sonucunda İbrani olduğunu öğrenir. Yine bir gün, bir Mısırlı’nın, Yahudi bir köleyi haksız yere dövmesine dayanamayan Moşe eziyet eden Mısırlıyı öldürür. Artık kimliği “dolaptan çıkan” Moşe, cinayet işlediği için Midyan tepelerine kaçar. Orada Midyan Tapınağında bir kahinin kızı ile evlenip çobanlık yapmaya başlar.

Bir gün Horev dağının eteklerinde koyunları güderken Tanrı yanan bir çalı halinde Moşe’ye kendini gösterir ve ona seslenir. Moşe geri döner ve ağabeyi Aaron’un da yardımıyla halkının Tanrı’ya inanmasını sağlar.

Ekmeklerini mayalayamadan yollara düşerler

Firavun’un sarayına giden Moşe halkının serbest bırakılmasını talep eder ve mucizeler gösterir. Firavun onları huzurundan kovar. Bunun üzerine Tanrı Mısırlılar’ın başına Kan, Kurbağalar, Bit, Yırtıcı hayvanlar, Bulaşıcı hayvan hastalığı, Yaralar, Dolu, Çekirgeler, Karanlık ve İlk doğan erkeklerin (Behorlar) ölümü olmak üzere 10  bela verir.

Son bela olan ilk oğlan çocuklarının (dönemin algısı gereği bu ölüm hayvanları da es geçmiyordu) ölümü gerçekleşmeden önce tüm İsrailoğulları kurban kanı ile evlerini işaretler. Böylece ölüm, o evlerin üzerinden atlayacaktır. Pesah, bu “atlama” halinin kelimeye dökülmüş hali olarak Bayramı adlandırır.

Oğlunu kaybeden Firavun bunun üzerine Moşe’yi çağırır ve halkını da alıp gitmesini söyler. Yahudi takvimine gore tarih 15 Nisan 2448’dir. Ekmeklerini mayalamaya dahi vakit bulamadıkları için mayasız pideler pişirip yaşlı, genç yollara düşerler. Mısır’da geçen 210 yılllık esaretten, 40 yıl çölde geçen yolculuktan sonra Yahudiler vaad edilmiş topraklara varırlar. Bu olayın anısına Tanrı, 7 gün boyunca (Diaspora için 8 gün) Pesah bayramının kutlanmasını, matsa (hamursuz) yenmesini emredip, bu hafta boyunca mayalı tüm yiyecekleri hametz (haram) kılar.

Dört kadeh şarap ve matsa

Mısır’dan çıkış, Yahudi kimliğinin bütünlüğü için elzemdir. Agada, “misafir gittikleri” Mısır diyarında yüzlerce yıl kötü koşullarda köleliğe zorlanan bu halkın özgürlük hikayesidir.

Acıları hatırlarken, kurtuluşa sevinilen uzun bir mücadele her yıl Seder yemeğinde anlatılarak yaşatılır. Seder yemeğinde; masada köleliği çağrıştıran semboller bulunmalı, 10 bela sayılmalı, 4 kadeh şarap içilmeli ve matsa, yani mayasız ekmek, yenmelidir. Matsa denen hamursuz ekmek bir hafta boyunca Yahudiler’in masalarından eksik olmaz.

Türkiyeli Sefarad Yahudileri’nin Seder yemeğinde, pırasa köftesi, ıspanak böreği, pırasa böreği, haşlanmış yumurta, buñuelos, balık, kuzu, tatlı olarak da cevizli tespişti, kölelik zamanında tuğlaları yapmakta kullanılan kerpiçi sembolize eden siyah üzüm, hurma ve portakaldan yapılmış haroset bulunur.

Açlık ve zorlukların anımsandığı bayram gecesinde sokak kapısı her daim açık olmalıdır. Masaya fazladan tabak konarak, yoldan geçenler ya da ihtiyacı olanlar için yer hazırlanır.

Zaten Pesah Agadası da şöyle başlar: “Mısırdan telaşla çıkmıştık.. (Matsa’yı göstererek) Bu atalarımızın Mısır ülkesinde yedikleri fakir ekmeğidir. Aç olan herkes gelsin ve yesin. İhtiyacı olan herkes gelsin ve Pesah’ı kutlasın. Bu yıl buradayız. Gelecek yıl ise İsrail diyarında olacağız. Bu yıl köleyiz. Gelecek yıl ise İsrail diyarında özgür insanlar olacağız.”

Bu cümlelerle başlayan hikaye bile baskılarla şekillenen bir diaspora kimliğinin özeti gibidir. Metnin ilk paragrafı, Agada’nın yazıldığı dönemde Yahudiler’in günlük dili olan Aramicedir. Herkesin anlaması üzerine odaklı bir bayram olduğundan ilk cümlenin neden Aramice olduğunu anlamak kolaydır. Ancak bu ilk paragrafın İsrail diyarından bahseden ikinci kısmı “herkes anlamasın” diye İbranicedir. Bilmek ve hatırlamak için kutlanan bu bayram daha ilk gününden itibaren Yahudi’nin ötekiliği ile şekillenmiştir.

Pesah evinin kapıları artık kapalı

Ulusal kimliklerin dünyayı şekillendirmeye başladığı 19. yüzyıldan itibaren pogromlar ve çeşitli saldırılara maruz kalan Pesah evi, kapılarını misafirlere kapatmaya başladı. Çünkü ev ahalisi “yabancının niyetinden çekinir” oldu. Bugün bizim evde sorulduğunda yaşlılar, “Kimi tanıyoruz da kim gelecek?”, “Canıma mı susadım?” der ve arkasından ‘‘Eskiden böyle değildi, herkes birbirini tanırdı” faslı başlar ve “Agadalar saatlerce sürer, çocuklar Pesah ile ilgili oyunlar oynar ve hep beraber Pesah tekerlemeleri söylenirdi’’ nostaljisi kaçınılmaz olarak kendi gösterir.

Köle İsrailoğulları, inanç ve inatları sayesinde kurtuldukları kölelikten özgürlüğe geçeli bin yıldan fazla olsa da, anmaları gerçekleştiren Türkiye Yahudileri için Pesah’ta sokak kapıları hâlâ kapalı.

Pesah, firavun ve düzeninin bir gün mutlaka yıkılacağını, adaletin eninde sonunda galip geleceğini anlatır. Baskı altında ezilen halkların ilelebet bu durumda kalmayacaklarını bilen binlerce hikayeden biri olarak insanlığın kırılmaz umudunun simgelerinden biridir. Korkuların yerini umudun aldığı, karanlığın aydınlığa boğulduğu ve herkesin özgür olduğu Pesahlar’ı görebilmek umuduyla.

 

Yazı ilk olarak, 29 Mart 2013 tarihinde, bianet‘te yayımlamıştır.

Bunları da beğenebilirsiniz...