Erol anlatıyor: “Benim diyen Türkiyeliden daha Türkiyeliyim, benim diyen İstanbulludan daha İstanbulluyum!”

buyukada_0048-copy

Görsel: cknvisual

“Ben, burada benim diyen Türkiyeliden daha Türkiyeli, en İstanbulluyum diyen adamdan daha fazla İstanbullu olduğumu söyleyebilirim. Çünkü 500 senedir buradayız. Bu kadar özümsemişim burayı. Tabiî ki burası benim ülkem. Başka bir yere gittiğimde ben de burayı özlüyorum, başka bir yeri değil yani… Biz de buradan hissediyoruz 500 yılın sonunda. Ben değil, annem babamın dedesi, onun dedesi, onun dedesi buranın toprağını, yaşam şeklini özümsemiş. Dolayısıyla, sen buranın farklı değil, kendine özgü bir öğesisin aslında. Farklı bir şey olarak kesinlikle görülemezsin benim görüşüm bu.”

Erol, 2012 yazında kendisiyle görüşme yaptığım sırada 28 yaşında, sosyoloji mezunu, ticaretle uğraşan bir gençti. Ailesi tarafından ona Türkçe bir isim verildiğinden bende onun için bir takma ad seçerken hiç zorlanmadım. Yahudiler arasında da yaygınca kullanıldığını gözlemlediğimden ona Erol adını verdim. Tıpkı gerçek adı gibi benim verdiğim bu takma isim de, onun hem kimliğine hem de ait olduğu topluluğa atıfta bulunmuş oldu. Onunla, başka Yahudi arkadaşlarının da bulunduğu bir ortamda, Büyükada’da, bir evde buluşup bu görüşmeyi gerçekleştirirken kimliği, toplumu, dili, antisemitizmi, kaybolmayı ve kaybolmaya direnmeyi konuşmuş olduk.

Erol’a göre, Yahudi azınlığı, hem çoğunlukla benzeşiyor hem de ayrışıyordu. Ona göre, modernleşme ve Türkleş(tir)me ile birlikte Yahudi cemaati geniş topluma entegre oldu. Bunun yanı sıra, kendi alt kültürünü de bir şekilde korumaya çalıştı ve çalışıyor. Yahudilerin, dilleri Ladino’nun kaybolmasıyla, kimliklerini korumak için din kaynaklı kültüre eskisinden daha çok önem vermek zorunda kaldıklarını düşünen Erol da Yahudi kimliğini, eski kuşaklardaki gibi sıkı bir şekilde olmasa da, elinden geldiği kadar korumaya çalıştığını söylüyor. O, Yahudilerin antisemitizm mağduru olmamaları için kimliklerini topluma daha fazla tanıtmaları gerektiğini düşünüyordu.

Yahudileri toplumun içinde nerede görüyorsunuz? Sizce Yahudilerin, toplumu oluşturan diğer unsurlardan farkı var mıdır? Varsa nedir/nelerdir?

Bugün toplum içinde çok fazla etkisi olmayan, geçmiş alışkanlıklarını ve geçmiş yaşam tarzını bir şekilde sürdüren, var olmaya çalışan ve sayısı artık 15-17 bin rakamlarıyla ifade edilebilen ufak bir grup. Sembolik olarak toplum hayatına elbette bir etkisi var ama cemaat olarak bütünsel bir etkisi olduğunu düşünmüyorum. Sembolik bir etkisi var, özellikle uluslararası politikalarda zaman zaman kaçınılmaz şekilde öne çıkıyor, geçmişten gelen yoğun bir etkisi olduğunu düşünüyorum. Ülke ticaretine, ülke yaşam tarzına, özellikle Türkiye’nin 1920’lerden beri süren modernleşme hikâyesinde belli bir bayraktarlığı ve o zamanki kuvvetiyle bu işte önde bir sürükleyicilik rolü olduğunu düşünüyorum. Ama bugün çok daha kuvvetini kaybetmiş, sayısı çok azalmış, ekonomik gücü belli bir noktada olmakla birlikte düşüşte olan, daha bir kendi yaşamını sürdürmekle ilgilenen bir cemaat olduğunu söyleyebilirim.

Yahudilerin, toplumu oluşturan diğer unsurlardan farkı muhakkak var, hem dini olarak hem kültürel olarak, yaşam tarzı olarak da muhakkak kendine özgü farklılıkları olduğunu düşünüyorum. Dediğim gibi, çok ufak bir grup bugün, ama kendine özgü belli özellikleri var. Tabii paylaştığı da çok şey var. Yani bugün bir Yahudi dediğiniz zaman, toplumdan ayrı bir birey olarak düşünmeniz mümkün değil. Tamamen aslında o normal bir Türkiyeli diyelim nasıl yaşıyorsa, Türkiye’nin vermiş olduğu değerleri nasıl içselleştirmişse, bir Türk Yahudisi de aynen o şekilde içselleştirmiştir bunu ama Musevilikten gelen cemaatin belli olguları da kendini bir şekilde farklı bir yere götürüyor. Hem benzeşiyor hem ayrışıyor diyebiliriz. Çok benzeşiyor, neticede hepimiz bir dış toplumda yaşıyoruz, annelerimizin, belki onlar bile yaşamadı, ananelerimizin yaşadığı bir komün hayatından bahsetmemiz mümkün değil bugün, hepimiz iç içe yaşıyoruz, hepimiz toplumun içindeyiz. Ama cemaatin vermiş olduğu belli farklılıklar, belli algı farklılıkları, belli kültürel farklılık, kültürel derken bu böyle yaşam tarzı olarak, kendi kültürünün gerektirdiği şeylere önem vermek olarak, belli dinsel farklılıklar muhakkak var.

Sizce günümüz Yahudi kimliği neye/nelere dayanmaktadır? (Örneğin dilin, dinin, kültürün önemi nedir?) Sizce bu kimlik modernleşme sürecinde değişmiş midir? Değiştiğini düşünüyorsanız bu değişimi nasıl yorumluyorsunuz? Sizin Yahudi kimliğiniz neye, nelere dayanmaktadır?

Dile eskiden dayanıyordu. Bugün dayanmıyor. Bizim jenerasyonumuz için kesinlikle dayanmadığını söyleyebilirim. Çünkü Türkçeden başka bir dil yok bugün bizim jenerasyonumuzda. Annelerimizde yarı yarıya bir İspanyolca vardı, ananelerimizde dil önemliydi. Hatta Cumhuriyetin modernleşme sürecinde Türkçe aksanın bozuk olması, zaman zaman utanılan, zaman zaman da kendini korumaya yarayan bir araç olduğunu düşünüyorum o dönem için. Ama bugün söz konusu değil, biz bilmiyoruz bu dili. Kendi aramızda kullandığımız belli jargonlar olabilir, belli üç beş kelime ama bu artık çok sembolik bir seviyede. Dil, bir ayrıştırıcı unsur diyemeyiz. Din, bugün toplum içinde Yahudi kimliğini ayrıştıran unsur. Din, her ne kadar Musevi cemaati belli bir açılımı sağlamış, kendini sıkı sıkıya kapattığı o duvarları yıkmış olsa da, din hala onu ayrı bir kimlik olarak muhafaza eden şey bana göre. Ki biz buradaki arkadaşlarım dini açıdan çok dindar olmasak da dinin gerektirdiği birçok şeyi farkında olarak veya olmayaraktan uygulamaya devam ediyoruz.

Toplum hayatı dinin gerektirdikleri ile kesişiyor. Nedir o dinin gerektirdiği? İşte bir düğünlerde mesela bir sinagogda evlenmek çok çekici bir şey hala. Her ne kadar eskiden kabul edilmez bir şey iken toplum dışından biriyle evlenmek, bugün çok daha açık bir şey ama o sinagogda evlenme olayı insanlar için hala idealize edilmiş bir resim aslında. Bugün bayramlar, bir hamursuz bayramı olduğu zaman ilk iki günü herkes muhakkak gençler de dahil ailesiyledir. Oruç günümüz, Yom Kipur dediğimiz af gününde o gün oruç tutmayan insan hala garipsenir. Ayıplanmaz belki de ama herkesten bunu tutması beklenir. O günün bitmesine yakın herkesin sinagogda toplanması beklenir. Onun dışında sünnet gibi organizasyonlar, Cuma akşamları, çok fazla olmamakla birlikte ara ara Cumartesi sinagoga katılım beklenir. Ben de Cumartesi sabahları gitmeye çalışıyorum. Onun dışında belli şeylere dikkat etmeye çalışıyorum her şeyiyle değil yani. Musevi dini de kolay bir din değildir gerçekten yani, insanın hayatından baya bir şeyi vermesini gerektirir. Türkiye’de bu anlamda çok dindar insanların olduğundan söz etmek mümkün değildir ama insanlar geleneksellik ölçülerinde belli şeyleri uyguluyorlar.

O bakımdan, dinin ayrıştırıcı bir şey olduğu aşikâr bana göre. Kültür olarak da aynı, bana göre dinle kültür zaten çok içe içe geçmiş durumda, şöyle ki geçmiş durumda, işte bu modernleşmeyi de işin içine katalım, benim kendi yorumum şu ki; gerçekten Yahudi cemaati modernleşmeyi en fazla özümseyen gruptur Türkiye toplumunda. Bugün bir Jöntürk kavramı neyse Yahudi cemaati de kendi için de o Jöntürklerini yaratmıştır ve o cemaati modernleşmiştir o grup bugün. Alliance Israelite şeyleri ile. Ve bu modernleşme sürecinde nasıl Türkiye, Türk toplumu dini ayrı bir yere koyup modernleşmeyi ona karşıt bir şeymiş gibi yürüttüyse, Yahudi cemaatinde de aslında bu böyle olmuştur ama kaçınılmaz bir şekilde o dinin öğeleri o kültürün içine geçmiştir. Benim görüşüm bu. Yahudi kültürü dediğiniz şey kesinlikle dinden bağımsız bir şey değil. Ama toplum içinde Yahudi kimliğini ayrıştıran bir Yahudi kültürü olgusunun varlığından bahsedebiliriz gayet açık şekilde. Nedir bu kültür, nelerden oluşur? Sosyolojide o bahsettiğimiz taste şeyinden bahsedebiliriz. Böyle bir ayrı taste şeyi oluşmuştur, kendini ayrıştırma çabası da oluşturmuştur bu taste şeyi üzerinden.

Onun dışında işte kültürel farklılık, benim aklıma dinsel şeyler geliyor kültür deyince ama dinden bağımsız düşünebileceğimiz şey, yemeğinden tut kendi oluşturduğu arkadaş gruplarına kadar belli bir etkisi olmuştur. O bakımdan, kimliğin bu şekilde ayrıştığını düşünüyorum. Benim kendi kişisel Yahudi kimliğim de tabiî ki bir kültürel farklılığa muhakkak dayanıyor, o kültürün içinde büyüyorsunuz her ne kadar bir dış topluma entegre olmuşsanız da bir subculture’ın [alt kültür] bizim üzerimizde bir etkisi var. Dinin muhakkak bir etkisi var. Dilin dediğimiz gibi bir etkisi yok ama baktığım zaman kendi yaşantıma, dış çevreyle uyumda hiçbir sıkıntı yaşamamışımdır bugüne kadar. Normal bir insan nasıl yaşıyorsa o şekilde yaşamışımdır. Ama benim ananemler yaşamıştır bu uyum sıkıntısını. O jenerasyonlarda bir uyum sıkıntısı vardır, bugün söz konusu değil bana göre. Fakat şöyle bir farklılığımız olmuştur, ben kendi okul hayatımdan yaşadığım izlenimlerle söyleyebilirim en büyük fark şudur; her zaman iki çevreyle yaşarsın. Bir Yahudi çevren vardır, bir dış çevren vardır. Tabi ki o Yahudi çevrende sadece Yahudiler yoktur ama her zaman iki ayrı çıktığın arkadaş grubun olabilir. Tabi ki zamanla belki bir tarafa daha fazla yönelirsin ama bana göre burada herkes bu durumu yaşamıştır.

Sizce Yahudiler arasında Yahudi kimliğine bakış konusunda kuşaklar arasında farklar var mıdır? Varsa bu farklılıklar nedir? Nedenleri hakkında ne düşünüyorsunuz?

Muhakkak ki var. Bizim annelerimiz zamanında kabul edilmez birçok şey bugün açık kapılar halinde. Geniş toplumla evlilikler olsun, kültürün belli şeylerini gözetme olsun, mesela ben küçükken her Cuma akşamı benim ananemde toplanılırdı, bütün aile orada, dayımlar, annemler herkes orda olurdu ve bu Cuma akşamı yemek vaktinde başka bir program düşünülemezdi. Bugün bu sıkılığın olduğunu düşünmüyorum cemaatin içinde. Tabi ki yine insanlar toplanıyor Cuma akşamı, bizde Cuma akşamı, kutsal günümüz Cumartesinin başlangıcıdır o nedenle o akşam toplanılır. Ama bu kültürel bir şeydir bugün Türkiye Musevi cemaatinde o Cuma akşamları ailede toplanma baya fiksleşmiş bir olgu diyebilirim. Hala devam ediyor ama o kadar sıkı değil. Sıkı sıkıya bağlı olduğun vazgeçilemez gördüğün birçok şey bugün insanlar için çok daha sorgulanabilir şeyler. O yaşam tarzı vazgeçilmez değil. Ben korumaktan yanayım birçok şeyi ama çevreme baktığım zaman kuşaklar arasında fark var. Çünkü onlar çok daha kural olarak görerek dinin ve kültürün etkisine bağlı bir şekilde yaşadılar, bizim jenerasyonda bu tip şeyler çok daha sorgulanabilir durumda.

Bunların nedenleri de, aslında bugün dünyada iletişimin anormal gelişmesi, globalisation’un, inanların çok daha fazla seyahat etmesi, çok daha fazla insanlarla interaction’a [etkileşime] girmesi, çok daha fazla insanın eğitim yönünden yukarıda olması. O günkü norm liseyken, bugün üniversite okuyan insan normal cemaat içinde. Dolayısıyla bu tip insanlar çok daha dışa açık oluyorlar. Dolayısıyla, bu tip şeyler diğer üst kuşaklarla olan farkı getirmiştir diye düşünüyorum.

Yahudi kimliğinizden ötürü hiç dışlandığınızı düşündünüz mü, kurum ya da kişilerden baskı gördünüz mü? Bu konularda sizden önceki kuşaklardan daha şanslı mı, daha şanssız mı olduğunuzu düşünüyorsunuz? Yoksa zamanla değişen bir şey olmadığını mı düşünüyorsunuz?

Ben dışlandığımı düşünmüyorum açıkçası. Hiç dışlandığıma dair bir hikâye yaşamadım. Yakın çevremde hiç baskı yaşamamışımdır herhalde, kendi içinde bulunduğum kurumlarda da hiç baskı yaşamadım. İçinde bulunduğum Boğaziçi Üniversitesi’nde zaten böyle bir şey yaşamam söz konusu değil. Okul, lisede falan böyle bir durum olmadı. Askerlikte de böyle bir baskı gördüğümü söyleyemem. Ama genel anlamda böyle bir baskı var. Nasıl bir baskı var? Toplum bir şekilde o baskıyı oluşturuyor. İletişim yoluyla, yaşadığınız şeyler yoluyla vs. ile. Baskı yoktur diyen yalan söyler bana göre. Yakın çevrenizi bu baskıyı görmeyeceğiniz kişilerden yaptığınız için bu baskıyı yakın çevrenizde hissetmiyorsunuz ama böyle bir baskı var. Nasıl var, işte kimliğini her yerde öyle açık şekilde söylemezsiniz bir kere, askerde de böyle bir şey söyleyemezsiniz ama askerde direkt birinden baskı gördüğünden değil böyle söylemem. Toplum içerisinde oluşmuş kişisel düşüncelerden dolayı bir şekilde kendini olası bir tehlikeden veya olası kötü bir hissiyattan uzak tutmak için her zaman söylemezsiniz. Bilhassa politik olarak İsrail’le işler gerginleştiği zaman saklamaya ihtiyacı hissedersiniz kimliğinizi çünkü oklar sizin üzerinize yönelebilir kuşkusuyla.

Neticede bu ülkenin insanı yapmamış bunu el Kaide vs. aracılığıyla patlamalar olmuş ama bu tehlikeden bir şekilde uzak tutmaya çalışırsınız kendinizi. Böyle bir riski yaşamışın bu ülkede, öyle bir deneyim var. Bununla birlikte, zamanla bu baskının bir şekilde arttığını düşünüyorum. Ama bence bu politik olaylardan bağımsız bir şey. Bence şehrin daha kalabalıklaşmasıyla veya belki bizim şehir ile daha fazla entegre olmamızla alakalı bir şey. Mesela çok fazla dini bir sembol takıyorsan, kolye gibi, otobüste yolculuk ederken onu çok fazla göstermemeye çalışırsın. Evet, senin yan yana olduğun insanlar bunu hazmedebilen, seni kişiliğinle yargılayabilen insanlar ama neticede bu toplumda bir ‘kötü Yahudi’ algısı var. Herkes bu görüştedir demiyorum ama böyle bir algı mevcut. Bu algının da zarar vermesini istemediğin için, insanlar bir şekilde çekinik duruyorlar. Çok çekingen durulmuyor tabi ki de bir getto hayatı yaşanmıyor, herkes düğünlerini yapıyor, herkes kimliğini açıkça ortaya koyuyor ama belli nüanslarla dikkat ettiğin noktalar, dikkat ettiğin ortamlar, yerler olabilir.

Ama gene de rahat yaşadığımız bir ülke. Hatta Avrupa’ya göre daha rahat olduğumuz bir ülke olduğunu söyleyebilirim Türkiye’nin. Zaten bu derece bugün artık yollar açıkken, böyle aşırı bir baskı söz konusu olsaydı bugün burada bu kadar insan durmazdı. Bu kadar eğitimli, yurt dışına gidebilecek, bu kapıya sahip bir sürü insan durmazdı. Herkes iş aracılığıyla, okul aracılığıyla bir şekilde giderdi. Bu ülke, sana o serbestliği sağlıyor ama belli noktalarda, İstanbul sağlıyor, tabi belli noktalarda dikkatli olman gerekiyor. Ama şöyle bir şey var; stereo tip yaratmak her zaman kötüdür toplumlarda, o stereo tip üzerinden herkes bir şekilde nefret duyar. Bu nefret de bu stereo tip üzerinden var olmuş durumda bu ülkede.

Ben askerde de bunu gördüm, kendi okul hayatımda da. İnsanlar seni ne kadar tanıdıkça o kadar diyor ki; ‘abi siz de bizim gibiymişsiniz, biz yanlış öğrenmişiz, biz böle böle duyduk, bak hiç öyle değilmişsiniz.’ İnsanlarla daha fazla temasa halinde olmak gerekiyor ama bu tabi çok mümkün değil bugün çünkü çok ufak bir cemaat. 15 bin kişi bu ülkenin kaç kişisiyle temas kurabilir? Ama bu teması kurdukça, bu uzaktan duyulan nefret bir şekilde azalıyor ben buna inanıyorum. Toplumla temas, daha çok şehir efsanelerini, nefreti engeller. İnsanlar seninle birebir yakın olursa görürler ki sen de onlardan birisin yani, belli ufak tefek bazı alışkanlıkların farklı. Neticede ben burada benim diyen Türkiyeliden daha Türkiyeliyim, 500 senedir benim ailemin ailesi, dedelerimin dedesi burada yaşıyor, burayı özümsemiş. En İstanbulluyum diyen adamdan daha fazla İstanbullu olduğumu söyleyebilirim. Çünkü 500 senedir buradayız. Bu kadar özümsemişim ki burayı tabiî ki burası benim ülkem, başka bir yere gittiğimde ben de burayı özlüyorum, başka bir yeri değil yani. İnsanların farklılık olmadığını görmesi şaşırtıcı bir durum değil aslında. Sadece belli alışkanlıkların farklı olabilir ama genel olarak buranın insanısındır yani.

Yahudi kimliğinin yaşanması ve aktarılması konularında eksiklikler, sorunlar var mıdır? Var olduğunu düşünüyorsanız bu sorunları kimler ve nasıl çözebilir?

Muhakkak var. Bunun tarihsel bir şeyi de var bana göre. Lozan zamanında ülkenin içinde bulunduğu durum gereği azınlıklara karşı bir şey oluşuyor, Yahudiler burada farklı bir rol alıyorlar ve başka bir noktaya çekiyorlar. Çok daha Türkiye toplumuna bağlı, ama çok daha çekinik, politik konulara pek fazla girmek istemeyen ve daha kendi halinde yaşamaya çalışan bir cemaat olarak yetişiyor ve bu bugüne kadar böyle süre geliyor. Hiçbir şekilde aykırı olmayan, aykırı olmamak için özel çaba sarf eden bir toplum tam tabiriyle aslında. Dolayısıyla, çok fazla kimliği ön plana çıkarmama, çok daha pasif yaşamaya çalışma, çok daha gösterişli yaşamama gibi şeyler… Gösteriş var toplum içinde ama onu çok fazla dışarıya göstermeme gibi bir çaba var. Böyle bir geleneği var bu toplumun. Ama bu eksiklikler için bugün bir iletişim yapmak lazım bu şehir efsanelerini yenmek için. Bu iletişimi yapmak için bir çaba var bugün. Bu iletişim için bir gazetesi Şalom var cemaatin, bunu geniş topluma yayma yönünde bir çabaları var. Bir iletişim kurumu var cemaatin. Belli noktalarda iletişim yapmaya çalışıyor.

Cemaat başkanlarının eskiden televizyona falan çıkması söz konusu değildi, bugün televizyona çıkıp, başbakanla vs. ile görüşüp kendilerini anlatabiliyorlar. Düşündüğünü en azından bir şekilde ifade etmeye çalışıyor kameralar önünde. Senin bu toplumda bir renk olduğunu, bugüne kadar hiçbir şekilde tehdit oluşturmadığını, tehdit oluşturmak istesen de zaten bunu oluşturabilecek gücün olmadığını bir şekilde gösterebilmek lazım. Senin sadece burada bir kültürel renklilik olarak var olduğunu, ne kadar bize acı gelse de zaten yok olmakta olan bir cemaat olduğunu göstermek lazım. Bu derdini toplumla paylaşabilmek lazım, bu da iletişim. Bu kurumların çözüm yolunda bir katkısı var ama çözülebilir mi emin değilim. Çünkü muhakkak ki ufak bir cemaatin katkısıyla hiçbir şey çözülemez, zaman geçmesi lazım veya farklı şeyler gerekiyor. Ülkede ne kadar barış, bir huzur ortamı olursa o kadar senin o kültürel renkliliğin ön plana çıkar, o kimliğini aktarma konusunda sıkıntı yaşamazsın. Ne kadar gerginlik olursa, o kadar farklılıklara yönelik tepki büyüdüğü için toplumda, Yahudiler de bu tepkiden kendine düşen payı bir şekilde alacaktır. Ülkedeki genel huzur ortamıdır bunun çözümü. Ülke, ne kadar sakin bir düzleme oturursa o kadar rahat bir yaşantı olur diyebilirim. Bu her alt kimlik için geçerli bana göre, sırf Yahudiler için değil yani.

Ladino dilini konuşuyor musunuz? Yahudi edebiyatından eserler okuyor musunuz? Yahudi tarihi ve dünyadaki Yahudi toplulukları hakkında okuyor, film, belgesel izliyor musunuz? Türkçe, İngilizce, Fransızca vs. dillerde yazan Yahudi yazarları takip ediyor musunuz? Yahudi müziği dinliyor musunuz (kimler, türler) ?

Ladino bilmiyorum. Dinsel kitaplar da okuduğum oluyor arada. Yahudilikle, Yahudi kültürü ile alakalı şeyler okuyorum, okudum. Tabi ki Yahudi toplulukları hakkında film, belgesel olunca ilgimizi çekiyor. Burada Schindler’s List’i görmemiş kimse yoktur mesela. Bir film çıktığı zaman göreyim denir. İngilizce biliyorum, İngilizce okuduğum yazarlar arasında Yahudi yazar muhakkak var. Yahudi müziği dinliyorum, Türkiye’de Janet-Jak Esim var, annemin babamın yakın arkadaşıdırlar o nedenle dinlerim. Bir azınlık olmak, sürekli o kültüre dair bir refleks veriyor. Nasıl yurt dışında yaşayan bir Türk, Türkçe duyduğu zaman direkt bakar, sen de aslında yurt dışına gittiğin zaman bir Yahudi mahallesi gördüğün zaman muhakkak direkt içeri giriyorsun veya herhangi bir yerde otururken Yahudilikle alakalı bir müzik duyduğumda kulak kabartıyorum. Böyle bir şey ister istemez insanda gelişiyor. Benim kişisel olarak özel bir çabamın olduğu günler oluyor, olmadığı günler de oluyor. Bazen hiç takip etmiyorum, bazen tavsiye üzerine okuyoruz, dinliyoruz. Ama böyle bir refleks var bence. Kimlik, senin içinde büyüdüğün ve bir şekilde seni inşa eden bir şey. Dönemsel olarak o kimlikten uzaklaşıp başka bir noktaya geldiğin oluyor, ama dönemsel olarak tekrar oraya gelebilirsin. Ama senin bir parçan olarak yaşamaya devam ediyor.

Yahudi kurumlarının kültürel faaliyetlerine katılıyor musunuz? Sizce bu faaliyetler gençlere hitap ediyor mu? Bu konudaki düşünceleriniz nelerdir?

Katılıyorum, zaman zaman katıldığım oluyor. Küçükken de kulüplere katılırdım. Bugün bazen kültürel aktiviteler, mesleki şeyler oluyor, konferanslar oluyor vs. Çok iyi bir katılımcı olduğumu söyleyemem ama dönem dönem katıldığım oluyor. Bence bu tür faaliyetler gençlere hitap ediyor. Bugün, son zamanlarda yapılanlar hitap ediyor, işte cemaatin yaptığı mesleki konferanslar oluyor. Ama eskiden bizim anne babalarımızın yaşadığı tam çevre oydu, Yahudi kurumlarının yaptığı partiler, o kurumların sunduğu hayat, neredeyse tamamen böyle bir çevrede yaşıyorlardı. Bugün öyle bir hayat yok. Zaten böyle bir dünyanın buradaki insanlara hitap edebilmesi mümkün değil. Çünkü sen sadece kendini tek bir çevre ile kısıtlamak istemiyorsun. Herkesin dış çevreden bir sürü arkadaşı var. Senin girip Yahudi olmayan o arkadaşının giremeyeceği bir şeyle karşılaştırmak istemiyorsun onu. Dolayısıyla, zaten o hayatın, bugünkü gençleri annelerimiz babalarımız gibi toplaması bana göre bugün hala böyle geçmişe duyulan bir özlem olur sadece.

Ama bugün yapılması gereken bence, mesleki anlamda cemaatin gençlere bir şeyler katmaya çalışması. Network anlamında çok kuvvetli görülür dışarıdan ama bana göre böyle bir kuvvetli network anlayışı kesinlikle yoktur Yahudilerin ama belki yurt dışında olabilir bu. İşte Amerika’ya gittiğinde birlilerini bulursun, böyle bir şey olabilir ama Türkiye içinde kesinlikle kuvvetli bir network anlayışı yok. Network olarak bir şeyler katabilecek bir organizasyon varsa bunları yapmak, ara ara partilerle bugünün gençlerine hitap etmek olabilir ve zaten yapılmaya çalışılıyor. Ama bugünün Yahudi gençlerini sadece böyle bir kulüp dünyasının içine alabilmek bugün mümkün değil.

‘Biz, işte gençleri bu dünyanın içine alamıyoruz, çünkü bugünün faaliyetleri onlara hitap etmiyor’ demek bence olmayacak bir şey. Hitap etse de alamazsın. Çünkü bugünün jenerasyonunun mantalitesi bambaşka. Zaten sen ne yaparsan yap, o, kulüp dünyasına girmez. Sen, bir kulüp üzerinden bütün gençleri toplayamazsın bugün. İnsanlar yapılabilecek şeyleri yapıyorlar, en azından uğraşıyorlar. En azından insanları bir araya getirmeye çalışıyorlar. Zaten yapılabileceklerin maksimumu bu. Var olan şeyleri olabildiğince iyileştirmek, daha fazla sıklaştırmak olabilir. Mesela ben eski şirketimde çalışırken devamlı konferanslar falan olurdu, Ali Taranlar vs., insanlara bir şeyler anlatılırdı, bugün işte Musevi cemaatinin de yapacağı şey bu işte. Bir sürü insanı getirip bir şeyler katabilmek. Bunları ne kadar sıklaştırırsan, hem o insanlar daha fazla bir araya gelir hem birbirlerine bir şeyler katabilirler diye düşünüyorum.

Yahudi eğitim kurumlarında eğitim gördünüz mü? (Bunlardan birinde öğrenim görmemiş olsanız bile) bu kurumların Yahudiler arasındaki ilişki ve Yahudi kimliğinin aktarılmasında oynadığı rol hakkında ne düşünüyorsanız?

İlkokulu, Ulus Musevi Lisesinin ilkokulunda okudum. Sonra da Beşiktaş Anadolu Lisesi’ni kazandım oraya geçtim. Eğitim kurumu derken bana göre sinagog da eğitim kurumu olmuştur yer yer. Küçükken biz giderdik oraya, bir şekilde bir eğitim görürdük. Eğitim derken, dinle ilgili belli şeyler öğreniyorsun falan. Bunun dışında, bu kulüpler de kültürel ve dinsel eğitim sağlamıştır bir yere kadar. İlkokul, bu anlamda kültürel ve dinsel eğitim tabi ki de veriyor. Sana bir dünya hazırlıyor ki bütün ilk arkadaşların Yahudi oluyor. Ben şahsen Beşiktaş Anadolu’ya gidince hazırlıkta baya şaşırdım. Çünkü sen, çok alıştığın bildiğin bir yaşam tarzının içinde büyüyorsun ve orada farklı bir yaşam tarzı görüyorsun, bu anlamda bir tanıştırıyor seni geniş toplumla. Bu bahsettiğim kurumların hepsi sana bu kimliğin unsurlarını enjekte ediyor.

Ama en büyük payı olan, bunların hiçbirine katılmasan da, çevren. Yahudi bir çevren varsa illa ki bu değerleri bir şekilde alıyorsun, bu normları bir şekilde ediniyorsun ve ona göre davranma alışkanlığın oluyor. Tabi ki de bu kurumlar, direkt etkisi olan şeyler. Neticede bir sürü Yahudiyle bir arada okuyorsun, bir arada oluyorsun. Musevi okulunda bugünün eğitim programı neyse onu görüyorsun, onun dışında bir iki saat İbranice dersi görürdük biz, bugün sorsan İbranice bilmiyorum, biraz okumaya dair bir şey kalmıştır aklımda, onun dışında bayramlar vs. kutlanır orada. Ama bana göre en büyük fonksiyonu seni Yahudilerle bulundurabilme fonksiyonudur.

Sizin için sinagog neyi temsil ediyor? Sizce Yahudi dini kurumlarının ve faaliyetlerinin Türkiye’de Yahudi kimliğinin yaşatılmasındaki rolü nedir?

Sinagog, bir kere sosyalleşme alanı aslında, orası tabi dinle iç içe olduğun bir yer ama onun yanında aslında aşırı bir sosyalleşme alanı. Cemaatin birçok şeyinden haberin olduğu, cemaatten bir sürü insanla bir arada olduğun, bir şekilde bir connection [bağlantı] sağladığın bir yer aslında. Sinagog, bu kimliğin güçlenmesinde çok etkili bir yere sahiptir bence. Devamlılık arz eden bir insan için muhakkak bu kimliği perçinleyecek bir yerdir bence. Zaten aslında dinin fonksiyonu da bu, seni daha fazla Musevi hissettirmek.

500 Yıl ve 500. Yıl Vakfı hakkında düşünceleriniz nedir?

Vakıf hakkında çok az bilgim var. 1992’de olmuş bir şey galiba. Daha sonra bir müze vs. projeleri oldu bildiğim kadarıyla. Ama onların esas kuruluş amaçlarının geniş toplumla bütünleşmek olduğunu biliyorum. Bu anlamda bir Yahudi müzesi projeleri var. Belki Şalom’un gittiği yol ve politika 500. Yıl Vakfı ile kesişiyor olabilir, bilmiyorum şuan tamamen fikir yürütüyorum. Ama Yahudi toplumunun geniş toplumla entegre olup kendini daha fazla anlatabilmesi adına bugüne kadar çok fazla katkısı olmuştur. Ama Yahudi toplumu çok homojen bir toplum değildir bugün Türkiye’de. Aslında kendi içerisinde çok fazla tartışmayı, çekişmeyi barındıran bir toplumdur. İşte bu toplum içinde dindarlar, seküler insanlar bulunmaktadır. 500. Yıl Vakfı da benim bildiğim kadarıyla bu seküler kısımdan insanların daha fazla var olduğu bir yerdir.

Türk toplumuna kendini ne kadar daha fazla iyi aktarabilirsen, o kadar daha huzur içinde yaşayabileceğini düşünüyorum. Cemaat içinde bu yönde bir çaba olduğu kesin. Bir şekilde insanlara kimliğini kaybettirmemeye de çalışıyorlar. Çünkü bu konuda bir erozyon var. Yani cemaatten kopan insanlar, mix evlilikler bunun nedeni. Ben de evliyim, eşim Yahudi. Eşimin Yahudi olması konusunda ben böyle bir ekstra çaba içerisinde değildim, hiçbir zaman olmadım. Ama bulunduğum çevre zaten bu olduğu için, bir kere yüzde altmış ihtimalle bir Yahudi ile evleneceksin, çünkü çevrem yüzde altmış ordaydı her zaman. Çok fazla bir arada olduğumuz için, Büyükada’ya geldiğimiz için, çevreni burada geliştirdiğin için burada tanışıyorsun, yüzde altmış ihtimalle bir Yahudi insanla tanışırsınız.

Öte yandan tabiî ki cemaatin bir çabası var bu yönde, dernekler vs. ne için ki zaten! Bugün bizim jenerasyonun bunu çok fazla salladığını düşünemem ama ister istemez çevrenin bu şekilde oluştuğundan dolayı doğal olarak bu yönde gelişir. Tabi ki sinagogda evlenmek herkes ister çünkü çok güzel, keyifli bir törendir, ayrı bir deneyimdir. Ama yine de eskisi gibi bu işi kural olarak kabul etme durumu olduğunu düşünmüyorum.

500 yıl, 500 yıldır bu ülkede olduğumuzu ifade ediyor. Biz de buradan hissediyoruz 500 yılın sonunda. Farklı bir şey zaten mümkün değil bunun sonunda. Ben değil, annem babamın dedesi, onun dedesi, onun dedesi buranın toprağını, yaşam şeklini özümsemiş. Dolayısıyla, sen buranın farklı değil, kendine özgü bir öğesisin aslında. Farklı bir şey olarak kesinlikle görülemezsin benim görüşüm bu.

 

e-mail: [email protected]

Bunları da beğenebilirsiniz...