Kapılarını Yitiren Anahtarlar – Madam Pandispanya

 

 

key

 

Madam Pandispanya

Çoğu kişi bilir, 1492 yılında İspanya’dan Sefaradlar olarak Osmanlı topraklarına gelmişiz… Geliş, o geliş…Bilinenin de aksine, İslam kültürüyle yaşamamız ise daha eskiye dayanır.

O zamana kadar Yahudilerin çoğu İberik yarımadasında ikamet ederken , İslam kültürüyle ilk karşılaşmamız VIII. yy.’ın hemen başlarında Tarık Bin Ziyad komutasındaki Emevi ordularının yarımadayı fethiyle olmuştur. Belki de büyük Sefarad göçünün ilk temelleri, bu dönemde atılmaya başlamıştır. Özetle bilinenin aksine Yahudiler, İslam kültüründe 500 yıldan çok daha uzun bir süre yaşamışlardır.

1492 Büyük Sefarad göçüyle ilgili çocukluktan hayal meyal hatırladığımız bir efsanesi de vardır: Anahtarlar.

Efsaneye göre, Sefaradların ceplerinde Osmanlı’nın büyük kalyonlarıyla İspanya limanlarından denize açıldığında bir şey olduğu söylenir: İspanya’da geride bıraktıkları evlerin anahtarları.

Eskicilerde gördüğümüz, İspanyol usulü, eski demir anahtarlardır bunlar…

unnamed
Bu anahtar konusu efsane gibi anlatılırdı hatırlarım. “Bilmem kimin gramamasının (ninesinin) evindeki sehpanın üzerinde İspanya’dan kalma kocaman eski bir  demir anahtar var” diye.

Ben bu anahtarları hayatımda hiç görmedim.

Bir ara “İlaha ki Türkiye’de birinin evinde şu aile yadigârı anahtarlardan vardır, biri saklamıştır” diye anahtarların peşine düşmüştüm. Tabii ki de anahtara dair bir şey bulamadım.

Anahtarlar;zamanla kıyafetler arasında yok olmuş, alet kutularına kaldırılmış, eski yemek takımları arasında araya kaynamış ve belki de ailenin yaşlısı ölünce eski eşyalarla birlikte eskiciye verilmişti.

Anahtarların zamanla atıldığını öğrendikçe şunu fark ettim: Geride bırakılan eski İspanyol evlerinin anahtarları, zamanla Sefarad Yahudilerinin kültürlerinin bir sembolü olmuştu. Bu anahtarlar “Belki bir gün döneriz, dönünce de şu anahtarlarla evimizin kapısını açarız’dan, önce bir kültürel süs eşyasına, daha sonra ise bir kültür sembolüne dönüşmüştü.

Kapılarını yitiren anahtarlardı bunlar…

unnamed

Sefaradlara dair bilgilerin yer aldığı internet portalı, Outofspain.com’da, yıllar önce Indiana Üniversitesi profesörü Joelle Bahlou yazdığı bir makalede, New Jersey’li ailesi Sefarad Yahudisi olan bir hahamdan bahseder. Bu haham, aile yadigarı demir anahtarla tam 500 yıl sonra İspanya’nın Toledo şehrine gittiğini ve atalarının terk etmek zorunda kaldığı evini ziyaret ettiğini anlatır. Sefarad Haham demir anahtarı, yüzyıllar önce atalarının terk ettiği evin anahtar deliğine yerleştirir ve kapıyı kolayca açar. Hikayedeki hahamın kapıyı yıllar sonra açması yüksek ihtimal bir semboldür. Aslında hahamın kapıyı açtığı anahtar, bir eve değil bir toplumun tarihine, kültür ve geleneklerine kapıları açmaktadır. Anahtarlarımız, Sefarad kültürünü gelecek nesillere aktarmak için bir semboldür artık.(1)

unnamed

Anahtarları saklamanın başka sebepleri daha olduğu söylenir. İspanya’nın kuzeyi Girona’dan bulunan bazı belgelere göre, sürülen Yahudilerin evlerine yerleşen yerel halk, ev sahipleri yıllar sonra İspanya’ya geri döndüğünde  yerleştikleri evlerden çıkacaktır. Sürgün anlaşması böyledir. Fakat o dönem halkın büyük çoğunluğu okuma yazma bilmemektedir. Anlaşmaya göre,yıllar sonra sürgünden evine gelecek ev sahibi , evin kendine ait olduğunu ispat etmek zorundadır.Tapu ispatı için okuma yazması olmayan halk için formül bulunur: Anahtar gösterme..ve böylece anahtarlar, geride bırakılan evlerin kime ait olduğunun sembolü olarak saklanır. (2)

Şimdi ise o anahtarlar artık atıldı veya kayboldu.

Buradaki evlerimizin başka anahtarları var.

Burası bizim evimiz ve herkes gibi bu toprakların insanıyız.

Bizler için demir anahtar, İspanya’dan buraya getirdiğimiz kültürümüzün, yemek tariflerimizin, şarkılarımızın sembollerinden biri artık…

unnamed

Belki de bu yüzden, televizyonda, mültecilerin haberlerini izleyince o sorular hep aklımda.

Bir insan evini sürgün veya savaş zamanı ne diyerek terk eder?  Bir gün elbet evime döneceğim diye…

Suriyeli mültecileri her gördüğümde aklımda aynı soru: “ Acaba onların da anahtarları ceplerinde mi? Acaba onların da kültürlerinin sembolü, geride bıraktıkları evlerinin anahtarları mı olacak?

Acaba” diyorum… “Onların da eski evlerinin anahtarları çok yıllar sonra evlerinin büfesinde mi sergilenecek?

Acaba o anahtarlar da mı kapılarını yitirecek?

Savaşların, sürgünlerin, pogromların sonucu Türkiye’ye sığınan,

Kapılarını yitiren anahtarlar…

Anahtarlarını yitiren kapılar…

Belki de eskicide gördüğümüz her anahtarın bir hikâyesi var…

Kiminin cebinde, kiminin büfesinde, kiminin efsanesinde…

Kim bilir…

(*)Kaynak: Yazılar ve resimler, www.outofspain.com ‘dan alıntılanmıştır.

Bunları da beğenebilirsiniz...