Holokost ve Türkiye: Geçmişten Günümüze Antisemitizm Paneli

durde37ad27

Irkçılığa ve milliyetçiliğe DurDe platformu tarafından düzenlenen Holokost ve Türkiye : Geçmişten Günümüze Antisemitizm konulu panel- tartışma toplantısı 12 Mart Cumartesi akşamı saat 19:00 da Cezayir Toplantı salonlarında gerçekleşti.

Panel hakkında DurDe tarafından yapılan ilk açıklamada, toplantının 12 Mart günü saat 13:00’te başlayacağı duyurulmuştu. Türk Yahudi Cemaati’nin toplantı için belirlenen zamanın, Yahudiler için kutsal olan Şabat gününe denk geldiği hatırlatmasından sonra DurDe platformu önce toplantı tarihinin bir çok ayarlama ile ancak belirtilen günde yapılabileceğini belirtmiş, ardından ise panel saatinin Şabat bitimi ile uyumlu olarak 19:00 olarak değiştirildiğini duyurmuştu.

Katılımın yüksek olduğu panelin moderatörü Pınar Dost Niyego idi. Panelde yer alan konuşmacılar ise öğretim görevlisi ve tarihçi Corry Guttstad, Paris 8 üniversitesi jeopolitik profesörü Nora Şeni ve Avukat Rita Ender’di.

Corry Guttstad, Savaş öncesinde ve savaş sırasında Türkiye’de Yahudilere bakış ve Holokost karşısında devlet politikası; Nora Şeni, Türkiye düşünce dünyasında Holokost konusunun eksikliği; Rita Ender ise Türkiye’de antisemitizm ve antisemitizm ile hukuki mücadele yolları konulu birer sunum yaptılar.

Panel DurDe platformundan Levent Şensever’in ‘in açılış konuşması ile başladı. Konuşmasında kısaca DurDe Platformunu, çalışmalarını ve bu panelin yapılış amacını özetleyen Şensever‘in ardından moderatör Pınar Dost Niyego katılımcılara sorular yönelterek paneli başlattı. Tarihsel gelişimi de izleyerek, Corry Guttstad, Nora Şeni ve Rita Ender’e sıra ile yöneltilen soruların yanıtlanması şeklinde ilerleyen panelde, konuşmacılar, her biri uzun birer kitap konusu olabilecek sorulara zaman kısıtlaması ile kısa sunumlar şeklinde yanıtlar verdiler.

Corry Guttstad, özetle, Türkiye’nin 2. Dünya savaşı öncesi ve sırasındaki politikaların aslında doğrudan doğruya sadece Yahudileri hedef almadığını, tüm azınlıkları hedef alan milliyetçi ve asimilasyona yönelik politikalar olduğunu açıkladı. Savaş sırasında ise Dışişleri bakanlığının genel tutumunun Alman işgali altındaki ülkelerden kaçan Yahudilerin ülkeye kabulünün veya transit geçişini mümkün olduğunca zorlaştırmak olduğunu, Ankara’dan Avrupa’daki diplomatlara yurtdışında yaşayan Türk vatandaşı Yahudilere yardım edilmesi talimatının gitmediğini belirtti.

Guttstad, Türkiye’nin holokost konusundaki tutumu konusunda sıklıkla vurgulanan Almanya’dan kabul edilen bilim insanları konusunda ise söz konusu kabulün Holokost’un henüz başlamadığı 1933 yılında gerçekleştiğini, Türkiye’ye gelen Yahudi bilim insanlarının aileleri ile birlikte sadece 600-650 kişi kadar olduğunu hatırlattı.

Nora Şeni, ise Holokost sonrasında Türkiye ile Avrupa arasındaki farkları açıklarken, Avrupa’da barış, obsesyonu oluştuğunu savaş sonrasında kurulan Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği, NATO, Uluslararası Ceza Mahkemesi gibi kurumlarla örneklendirerek açıkladı. Avrupa’da soykırım ve insanlığa karşı suç gibi yeni kavramların oluşmasına karşı Türkiye’nin bu akımdan etkilenmeyerek, homojen toplum oluşturma üzerine söylem geliştirmeye devam edildiğini belirtti.

Şeni, savaş sonrası Avrupa hakkında verdiği örnekler arasında, Avrupa’da başlayan yüzleşme, adil olma, adalet getirme, hafıza politikaları oluşturma çabalarından örnekler verdi. Karşılaştırmada ise Henri Rousso, Serge Klarsfeld’in eserlerinin Türkiye’de yayınlanmadığı belirtti.

Bu çabaların aslında Fransa’da bile bazen akim kaldığına da değinen Şeni, Savaş sırasında Vel d’Hiv deportasyonundan sorumlu olan Maurice Papen’in, 1960’lardaki Cezayir savaşı karşıtı gösterileri bastıran emniyet müdürü olabilmesini ve 2. Dünya savaşındaki suçlarından ötürüancak 1990’larda yargılanabilmiş olmasından bahsetti.

Avukat Rita Ender ise, konuşmasında, Türk basınında bir hafta içinde yer alan antisemit söylemlerin bir listesini verdi. Seçtiği haftanın Türk Yahudi Toplumu tarafından belirli bir konuda bir açıklama yapılmayan, İsrail Filistin çatışmasında ise, Türk kamuoyunu özellikle ilgilendiren bir gelişmenin yaşanmadığı sıradan bir hafta olduğunu vurgulayan Ender, ulusal mevzuatta antisemitizmin bir kavram olarak yer almadığını belirtti. Bu konunun “Şerefe karşı suçlar” başlığı altında düzenlenen hakaret maddesi ile de ele alınabileceğini, görece olarak yeni olan TCK’nın 216 maddesinde ise nefret söylemi konusunun bir suç olarak tanımlanmadığını sözlerine ekledi.

Ender, ulusal mevzuattaki bu eksikliğe rağmen, mevcut kanun maddeleri ile antisemitizm ile mücadelenin mümkün olabileceğini belirtti. Bu konuda örnekler vererek, ibadethane ve mezarlıklara zarar verme, suçu ve suçluyu övme gibi suçların tanımlı olduğunu belirtti.

Ayrıca söylemin içeriğine göre antisemitizm içeren durumlarda, ceza kanununda tanımlı olan suçlara verdiği örneklere devamla, “tehdit” (TCK 28); “halk arasında korku ve panik yaratmak amacıyla tehdit” (TCK 213) ve “inanç, düşünce ve kanaat hürriyetinin kullanılmasını engelleme” (TCK 115) gibi kanun maddelerinin de kullanılabileceğini hatırlattı. Uygulamada bu yasa maddelerinin de işletilmediğini söyledi. Ender ayrıca Avrupa Birliği müktesebatına uyum çalışmaları kapsamında, Holokost’u inkâr suçunun da ihdas edilmesi gerektiğini, bu sayede yasa metinlerinin daha somut hale geleceğini hatırlattı.

Savcıların re’sen dava açmadıkları gerçeğinin yanı sıra, şikayete bağlı davalarda, bunun yapılmıyor olmasının da bireylerin hukuka güvensizliklerinin bir tezahürü olduğunu belirtti. Panel sunumların ardından, izleyicilerin katkı ve soruları ile sonlandı.

Bunları da beğenebilirsiniz...