Almanya ve Berlin’de Antisemitizmi Tartışmak – Eren Yıldırım Yetkin

0,,17214041_303,00

Eren Yıldırım Yetkin

Avrupa’nın karşı karşıya kaldığı mülteci akını Alman siyasetinde “farklı” tartışma ve bunlara

bağlı siyasi salvoları tetikleyiverdi. Bunların özelde Alman muhafazakar hareketinden ama, genele vurulduğunda Alman orta sınıfından – ya da politoloji tabiri bu minvalde caizse toplumun ortasından, Mitte der Gesellschaft’tan – beslenen “yeni” bir mecra yaratmakta olduğu gözlemlenebilmekte. Fakat bu tartışmaların yüzeyi tırnakla hafifçe kazıdığında son birkaç yılın tekrarı sünnet önyargıları, tanımlamaları ve kolektif kimlik denemeleri ele yüze bulaşıyor. Tartışmanın taraf olan aktörleri her ne kadar değişse ve çeşitlense de konu eninde sonunda aynı yere varıyor: Alman milli kimliğinde ne olması ve ne olmaması gerektiği. Diğer bir açıdan yorumlayacak olursak, tartışmayı burada açık kapı bırakarak bitirmek, kimliğin değişken ve dinamik mefhumuna saygıyla nokta yerine bitimsiz bir virgül koymaktansa, tartışmaya esasen herkes bu kolektif tanım meselesinden başlıyor.

Bu kolektif tanımda, yeni Alman milli kimliğinde, Almanya’nın Nazi geçmişi ya da daha doğrusu geç de olsa başlanan toplumsal yüzleşme meselesi nasıl bir yer kaplamalı sorusu halen daha bir muamma. Bu da, antisemitizm her mevzu bahis olduğunda ayyuka çıkıyor. Kendini kolektif bağlamda tarif ederken bir öteki oluşturmamak içten değil elbette, ama her nedense Almanya’da iş antisemitizme gelince sürekli ötekinin kabahati olduruluyor. Son zamanlarda özellikle Suriye’den göçen, ama genel olarak Arap etnik kimliğine sahip mülteciler, en hafif tabiriyle, “muhtemel antisemit” olarak ele alınıyor. Velakin bu, yeni bir olgu değil. İş Alman hukukunca cezai hükmü olan antisemitizmse, yokmuşçasına yaşamanın ya da diğerine yamamanın farklı örnekleri savaş sonrası Almanya’dan günümüze kadar bir hayli mevcut.

Kimin antisemitizmi?

Federal Parlamentonun, Kasım Pogromunun 70. yıl dönümünde aldığı kararla çalışmalarına güz 2009’da başlayan “Antisemitizm Uzman Komisyonu“[i] bundan iki yıl sonrasında gerçekleşecek anmalara “Almanya’da Antisemitizm – Varoluş Şekli, Koşulları ve Önleyici Yaklaşımlar” başlığı altında detaylı bir rapor yayımlamıştı.[ii] Bu raporun sunduklarından Alman siyaseti ve toplumuna en çarpıcı gelenleri: Antisemit suçların %90’ının aşırı sağdan geldiği; siyasi antisemitizmin kendini halen en fazla aşırı sağda var ettiği;[iii] federal fonların Müslüman topluluklarca beslenen antisemitizme karşı savaşıma aşırı derecede odaklandığı; ama İslamcılıktaki antisemit unsurların yeterince araştırılmadığı; ve bilhassa Alman toplumunun – toplumun ortasının – %20’lik bir bölümünün gizli antisemit olarak değerlendirilebileceğiydi.[iv] Bu %20’lik toplumsal paydanın güttüğü Yahudi düşmanlığı, Almanya’da sıkça konu edilen ikincil antisemitizmle[v] eşleşen özelliklere sahip. Yahudilerin Holokost’u kendi çıkarları için kullandığı, Yahudilerin zengin olduğu ya da diasporanın Amerikan siyasetini yönettiği gibi önyargıların yanı sıra, ekseriyetinin İsrail devletini de homojen bir Yahudi kimliği olarak görmekten ve siyasetini Nazilerle karşılaştırmaktan da geri durmayan bir kesimden bahsediyoruz.

Komisyonun bu raporu sadece uluslararası ve ulusal benzer bilimsel araştırmaları kendi yürüttükleri çalışmayla pekiştirmedi, aynı zamanda sorumlu bulunduğu kurum Federal Parlamento olunca bilimsel tartışmayı toplumsal bir zemine taşıyarak, burada bir tartışma başlatabilme imkanına kavuştu. En azından bu düşünce ya da umut Almanya’da birçokları için geçerliydi.

2011’den bu yana antisemitizm tartışmaları özelinde farklı çevre ve aktörlerin çıkışları yaşansa da, iş 2014 yazında İsrail’in üç gencin kaçırılması ve öldürülmesi üzerine başlattığı Gazze savaşıyla farklı bir boyuta vardı. Savaş boyunca ve hatta savaştan sonra büyük şehirlerin sokakları protestolara sahne oluyor, bu toplanmalarda farklı şekil ve zamanlarda tezahürat halini alan antisemit söylemler kendine yer buluyordu. Yahudi imgesini hedef alan söylemlerin yanı sıra “Hitler – Netanyahu”, “Varşova Gettosu – Gazze” karşılaştırması ya da “Hamas Hamas, Juden ins Gas” gibi İsrail bağlamlı antisemit pankartlara birçok kereler rastlandı. Bu gösterilerde Filistin diasporasından kişiler her ne kadar en görünür aktörlerden olsa da yegane değillerdi. Kendini Müslümanlığıyla tanımlayan Türk ve Arap gençleri gösterilere katılırken, özellikle Alman sol örgütleri de protestoların önemli katılımcılarındandı. Hatta Nordrhein-Westfalen eyaletinde düzenlenen anti-İsrail eylemlerinden bazılarına eyaletin Neonazi partisi olarak tanınan Die Rechte’den katılımcıların olduğu bilgisi gazetelere yansımıştı.[vi] Bu keşmekeşin arasında kimin, hangi kimlikle ya da hangi siyasi organizasyonun antisemit söylem ve pankartlara sarıldığı daha sıcağı sıcağına ele alınmaya başlanmışken, Devlet Başkanı Joachim Gauck 23. Temmuz 2014’te Almanya Yahudileri Konseyi başkanıyla destek amaçlı yaptığı telefon görüşmesinden sonraki açıklamasında, ülke Yahudilerine buranın bir hukuk ve tolerans ülkesi olduğunun güvencesini verip, “bazı aşırı sağ ve aşırı sol çevrelerin eski otokton antisemitizmine nasıl göz yumulmuyorsa, yabancı toplumlarca ithal edilmiş yeni antisemitizme de aynı şekilde göz yumulmayacağını” vurguluyordu.[vii] Bu sorunlu demeçten sonra antisemitizm yerine bir anda “yeni antisemitizmi” tartışmaya başladı Alman medyası ve kamuoyu. Sorun elbette son günlerde tehdit mesajları alan, sinagoglarına saldırılan Almanya Yahudi toplumuna destek olma isteği ya da antisemitizmi lanetlemesi değildi, sorun Gauck’un bunu yaparken aşırı sağı “bazı çevreleri”ne indirgemesi ama, esasen “ithal edilmiş bir toplum” dahlinde “ithal edilmiş bir antisemitizm” algısını beslemesiydi.

Bu gelişmelerden sadece birkaç ay sonra, İslamcı teröristlerin Ocak 2015’te Charlie Hebdo ile bir Kosher markete yaptığı saldırı ve katliamla Almanya kamuoyunda süregiden antisemitizm ve İslam tartışmaları hız kazanacaktı. Paris saldırıları sonrasında Almanya’da antisemitizm ve İslam tartışmalarını ele almayı başka bir zamana bırakarak, birkaç ay sonrasına geçmeyi yeğliyorum. Çünkü nisan 2015’te tüm bunların üzerine, Berlin Teknik Üniversitesi Antisemitizm Araştırmaları Merkezi’nden (TU-ZFA) Michael Kohlstruck ve Peter Ullrich’in Berlin eyaletinin finansal desteğiyle 2010 – 2013 Berlin antisemitizm raporu “Problem ve Sembol olarak Antisemitizm” yayınlanacak[viii] ve beraberinde getirdiği etkiler halen daha sert bir şekilde hissedilen tartışmaların fitilini ateşleyecek, cepheler netleşip, cepheleşme vardiyaları olanca hızıyla işletilecekti. Bunun çeşitli sebepleri vardı elbette, misal raporun antisemit faaliyet ve söylemlere nazaran, çeşitli kuruluşların – kolluk güçlerinden sivil inisiyatiflere kadar – antisemitizmi nasıl tanımladığıyla ilgilenmesi, dernek ve benzeri kurumları ve antisemitizm alanında çalışanları araştırmanın odağına alması ya da Gazze savaşı sırasında boy gösteren antisemit reaksiyonları, ki raporun kapsadığı zaman aralığının dışındaydı savaş, ele almaması büyük sorunlar olarak belirtildi. Hatta yazarlar antisiyonizm antisemitizm ilişkisinde oldukça hafif tabirler kullanarak İsrail bağlamlı Yahudi düşmanlığını “legitimize” etmeye çalışmakla suçlandı.

Ancak raporun böylesi bir etki yaratmasındaki en temel vurguları: a) çalışmaya katılan aktörlerin mutabık bir antisemitizm tanımı olmadığı; b) antisemitizme Almanya’da bir tür istisnacılık uygulanarak, diğer düşmanlık türleriyle karşılaştırılmasının dogmatik derecede reddiyesi; c) antisemitizme karşı uygulanan eğitim çalışmalarının ikna olmuş ideolojik antisemit savunucularından ziyade gençlerce üretilen daha hafif antisemit fenomenlere eğilmesi ve bunun kamuoyundaki tartışma odağının, örneğin aşırı sağdan ya da orta sınıfın Yahudi düşmanlığından, başka yere itilmesinde rol oynadığıydı. Sonuncusunu rapordan ve yazarların sunumlarından hareketle açacak olursak, Berlin’de ve genelde Almanya’da antisemitizm tartışmalarına “diğerinin antisemitizmi” ile start verilmekte. Raporun önemli örneklemleri de, Müslüman gençlerin bu minvaldeki söylem ve pozisyonlarını inceleyen araştırmaların katılımcıların sadece yaşı ve dinini ölçüt alması. Ayrıca çalışma siyasi tartışmalarla gazete ve mecmua yazılarının bu gençlerin dini ya da aidiyetiyle başlıyor olmasını işaret ediyor.

Raporun ele aldığı diğer birçok sorun, mesela devlet fonlarının inisiyatiflerin antisemitizm alanındaki çalışmaları destekleme şeklinin yeni kırılgan bir endüstri yarattığı, büyük tartışmalara mahal vermeden sönümlendi. Elimizdeyse halen daha kutuplaşmakta olan cepheler kaldı. Bunun en yeni örnekleri de geçtiğimiz aylarda kamuoyuna yansıdı.

Kim ne kadar antisemit?

“Mülteci akınının iki yüzü var. Her ikisine de dikkat etmeliyiz. Birçok mülteci İŞİD teröründen barış ve özgürlük içinde yaşamak amacıyla kaçıyor ama, diğer bir yandan da bir çoğu Yahudilere karşı nefretin ve hoşgörüsüzlüğün önemli bileşeni olan kültürlerden geliyor. Sadece Yahudileri değil, kadın-erkek eşitliği ve homoseksüellerin yaşamını düşünün” diye not düştüğünü anlatıyor Die Welt gazetesine Almanya Yahudileri Konseyi Başkanı Josef Schuster, Şansölye Merkel’e yazdığı mektupta. .[ix] Aynı röportajda 60’lardan bu yana Avrupa’ya gelen Müslüman göçmenlerin entegrasyonuyla ilgili soruya da, problemlerin yaşandığı ülkelere bakıldığında “dini değil, etnik bir sorundan söz edilmesi” gerektiği cevabını veriyor Konsey Başkanı, ki gazeteci de Türklere nazaran Arapların Müslüman göçmen çoğunluğunu oluşturduğu Avrupa ülkelerinde ekstremist dalgaların daha yoğun izlenebildiğini “gediğine oturtuyor”. 23 kasım tarihli bu görüşmenin devamındaysa Schuster mülteci akınına kontrollü geçiş ve sağ popülist hareketlerin bir süredir dillendirdiği üst sınırın getirilmesinden söz ediyor.

Josef Schuster’in bu röportajına destekler de, eleştiriler de çok farklı sertliklerde zaman kaybetmeksizin geldi. Pro Asyl mülteci destek derneği sağ popülist ve aşırı sağ çevrelerin böylelikle eline oynandığından bahsederken, Pegida Schuster’in söyleşisini tweetliyordu.[x] En çok tartışma yaratan yorumlardan birisi ise Salaam – Şalom İnisiyatifi Koordinatörü Armin Langer’in “Eğer birisi antisemitizmin sadece Araplarda görüldüğünü iddia ediyorsa ya aptaldır ya kötü kılavuzu vardır – ya da en basitinden ırkçıdır…” ve devamındaki “Gelin dürüst olalım: Benim önerim, Yahudiler Konseyi adını Irkçı Yahudiler Konseyi olarak değiştirsin. Elbette bundan sonraki soru: Kim bizleri yani anti-rasist Yahudileri temsil edecek?”[xi] sözleri oldu. Langer, TAZ’a yazdığı yorumunda ayrıca komisyonun raporunu ve her beş Alman’dan birisinin antisemit düşüncelere sahip olduğunu da hatırlatıyordu.

Yukarıda bahsettiğim tartışmalarda pozisyonunu açıkça savunan aktörler olsa da bunlar, ilticayı ve Arap mültecileri eksene çeken zemin yeni. Almanya antisemitizmin önce bir dine yamanmasını, sonra bu dini kimliğinin bir parçası gören gençlerin sorunu olarak tanımlanmasını deneyimlemişti geçtiğimiz iki, üç sene içerisinde. En sonunda mültecilerle birlikte etnik sorunsal haline getirilmesini ise şu sıralar net ve an be an gözlemleyebilmekteyiz.

Bunun son halkası da Die Welt gazetesinin yayımladığı bir sosyal deney videosu oldu.[xii] Burada İsrail’li bir Ortodoks Yahudi, Yonatan Shay,[xiii] kipasını takıp, antisemitizmi görüntüleme motivasyonuyla yanına kameramanını alarak Berlin Tempelhof’daki mülteci yerleşkesini ziyaret ediyor. Üç dakikayı biraz geçen çekimlerde duvarlardaki politik yazılamalar, İsrail düşmanı bir graffiti ve duvara çizilmiş bir gamalı haç ile – hafif isteksiz görünen – bir Arap gencinin deney ekibiyle “girdiği” İsrail ve Yahudilerle ilgili “tartışması” da izleyiciye büyük heyecanlarla yansıtılıyor. Esas manifesto ise videonun sonunda veriliyor. Shay, özellikle iltica eden Arap gençlerinin devletleri tarafından Yahudilerle ilgili indoktrinasyona uğratıldığı, bunlarla büyüdüğü, mültecilerin “ne yazık ki bunları Almanya’ya ithal ettiklerini ve bunun korkunç olduğunu” belirtiyor. Devamında da Almanya’nın her ne kadar Holokost sebebiyle mültecilere karşı sorumluluğu olsa da burada Yahudilerin de yaşadığını ve “bu kadar fazla Yahudi ve İsrail düşmanlığı empoze edilmiş mülteci Yahudilere karşı tehdit teşkil ediyor” vurgusunu da ekliyor.

Son kısımda derlediğim bu son iki tartışma “diğerinin antisemitizmini“ ele almanın en güncel ve Yahudi cemaatinden aktörlerin katılımıyla renklenmiş iki örneği. 2011’den bu yana %20’lik dilim her ne kadar tartışmaların büyük çoğunluğunda atıfta bulunulsa da, hakkında gözle görünür, elle tutulur uzun soluklu bir çalışmanın yapıldığından pek de bahsedilemez. Diğer taraftan, her ne kadar aşırı sağ ve söz konusu antisemitizm ilişkisi yoğunluklu olarak ele alınsa da, aşırı sağ Alman kamuoyunda genellikle “kaybedilmiş gençlik” ve başka bir “diğeri” olarak konu ediliyor. Aktüel antisemitizmle ilgili eğitim çalışmaları yapan Anne Goldenbogen güncel tartışmaları, “tarihin gördüğü en büyük insanlık suçunun Alman “Leitkültür“ünün en bütünleyici taşlarından birisi yapıldığı“ şeklinde yorumlarken “antisemitizmin ne Almanya için yeni bir problem olduğunu, ne de müzede geçmişin çözülmüş sorunu diye sergilenecek bir yapı olduğunu“ ekliyor.[xiv] Almanya’da her hafta bir hatta birden fazla kereler mültecilere yönelik şiddete tanıklık ederken, “diğerinin” problemi olan antisemitizm, esasında Holokost ve Alman toplumunun tarihi sorumluluğunun yeni kimliğe ne kadar işlemesi gerektiği dilemması olarak tekrar ve tekrar karşımıza çıkacak gibi. Elbette bununla birlikte kimin bu kimliğe sahip olabileceği sorusu da gündeme gelecek.

 

[i] “Das Expertengremium Antisemitismus” ya da yayınlarında geçtiği üzere “Der unabhängige Expertenkreis Antisemitismus“

[ii] Federal Parlamento’nun sayfasından edinilebilir:

http://dip21.bundestag.de/dip21/btd/17/077/1707700.pdf

[iii] Raporun 34’üncü sayfasında 2001’den 2010’a antisemit adi suçlarla, antisemit şiddet eylemlerinin hangi çevrelerce – aşırı sağ, aşırı sol, yabancılar ve diğerleri – kaç defa işlendiği ayrıntılı olarak verilmiştir. Senede 1500’ün üzerinde adi suç ve 2007’de 61’i bulan şiddet eylemleriyle aşırı sağın antisemitizmi göze batacak şekilde öndedir.

Ayrıca Federal Hükümetin Die Linke’nin yönelttiği 2011’in üçüncü çeyreğindeki antisemit suçlara ilişkin soru dilekçesine cevabında, 16 eyalette son Temmuz – Eylül arasında 194 antisemit suçun işlendiği, bunların beşi şiddet uygulanan olmak üzere 183’ünün aşırı sağdan, biri şiddet içeren olmak üzere yedisinin “yabancılar”dan, ve kalan dördünün de diğerleri tarafından işlendiği belirtiliyor.

Bkz: http://dip21.bundestag.de/dip21/btd/17/076/1707648.pdf

[iv] Son on yılda European Union Agency for Fundamental Rights’ın (FRA) AB ekseninde yayımladığı raporlarla da çelişen herhangi bir bilgi değil aşırı sağın antisemit suçlardaki başatlığı. Ayrıca Bielefeld Üniversitesi Disiplinlerarası Çatışma ve Şiddet Araştırmaları Enstitüsü’nden W. Heitmeyer’in on sene boyunca yürüttüğü ampirik araştırmada (Deutsche Zustände) benzer bilgilere rastlayabilirsiniz.

[v] Genel olarak ikincil antisemitizme (sekundärer Antisemitismus) dair “Auschwitz’e rağmen değil, Auschwitz’den dolayı” gibi bir tarif kullanılmaktadır, Nazi geçmişinin revizyonist güdülerle değiştirilme, yıpratılma ya da yalanlanma eyleminin ön planda olmasına atıfla. Peter Schönbach, Wolfram Stender ya da Klaus Holz gibi antisemitizm araştırmacılarının ikincil antisemitizme dair önemli ontolojik ve teorik çalışmalarına bakılabilir.

[vi] http://www.welt.de/regionales/duesseldorf/article130133483/Linke-und-Rechtsextreme-protestieren-gegen-Israel.html; http://www.ruhrbarone.de/dortmund-neonazis-und-islamisten-gemeinsam-gegen/83406;

ya da Frankfurt’taki yaşanan benzer bir durum için http://www.fr-online.de/frankfurt/protest-gegen-israel-gaza-demo-eskaliert-in-frankfurt,1472798,27795726.html

[vii] http://www.bundespraesident.de/SharedDocs/Berichte/DE/Joachim-Gauck/2014/07/140723-Statement-Antisemitismus.html

[viii] Antisemitismus als Problem und Symbol. İlgilenenler için raporun pdf versiyonu: https://www.berlin.de/lb/lkbgg/_assets/bfg-52-auflage-2.pdf

[ix] http://www.welt.de/politik/deutschland/article149136577/Wir-werden-um-Obergrenzen-nicht-herumkommen.html

[x] http://www.tagesspiegel.de/politik/fluechtlinge-in-deutschland-zentralrat-der-juden-fordert-obergrenzen/12625842.html

[xi] http://www.taz.de/!5250325/

[xii] http://www.welt.de/politik/article151328299/Ein-orthodoxer-Jude-unter-arabischen-Fluechtlingen.html

[xiii] Yonatan videonun başlarında kendisi kipasıyla kameranın karşısına geçince “İsrail doğumlu” (gebürtiger İsraeli) olarak tanıtılıyor. Bana kalırsa Die Welt’in Yonatan’ı ya da Yonatan’ın kendisini bu tanıtım şekli de başka bir yazının konusu olabilir.

[xiv] http://www.akweb.de/ak_s/ak613/24.htm (ç.n. Leitkultur: Yön verici kültür, özellikle sağ siyasetin diline pelesenk olmuştur bu terim, Türkiye sağ cenahının “ahlak“ terimini kullanımı gibi düşünülebilir)

Bunları da beğenebilirsiniz...