“Struma’da kaybettiklerimizden özür diliyorum”

Struma faciasının yıldönümü bugün İstanbul Valiliği tarafından düzenlenen resmi bir törenle anıldı. 24 Şubat 1942’de Holokost’tan kaçan 768 Yahudi’nin hayatını kaybettiği facia için düzenlenen Sarayburnu Sepetçiler Kasrı’ndaki törene Hahambaşı Rav İsak Haleva ve Türk Yahudi Cemaati Başkanı İshak İbrahimzadeh katıldı.

12744377_452624904945366_9082063676651904800_n

İbrahimzadeh konuşmasına faciadan kurtulan David Stoliar’ın röportajından bir bölüm ile başladı. Bugün mülteci facialarında yaşananları da hatırlattı.

“Sardalye konservesinde gibiydik, yattığımız yerde dönemiyorduk dahi. Durumumuz gittikçe kötüye gitmeye başlamasına rağmen umudun yarattığı güçle yaşadığımız ortamın felaketine dayanabiliyorduk..
Kimse bizi ‘insan’ olarak görmüyordu.
İnsan olarak görmediklerine neden yardım etsinlerdi ki?
Bir sabah sert bir gürültü ile uyandık, çapamızın zincirinin kesildiğini öğrendik, bir römorkör bize bağlanıp geldiğimiz yöne, Karadeniz’e doğru çekmeye başladı.
Gidecek bir yerimiz de yoktu, bizi bir yere götürecek makinelerimiz de… Sonumuzun geldiğini hissetmeye başladık.
O son da ertesi günün ilk saatlerinde geldi. Büyük bir patlama oldu.
Yattığım yer olan güvertenin altındaki ranzadan havaya uçtuğumu hissettim ve kendimi buz gibi suların içinde buldum.
Struma’dan geriye Karadeniz’in sularında çırpınarak yaşam savaşı veren insanlar kalmıştı.
Zaman içinde kimi donarak öldü, kimi ise azgın dalgalara yenik düştü. Tek başıma kalmış çırpınıyordum, ertesi gün bir arama kayığı tarafından kurtarıldım.
Önce İstanbul’da tedavi gördüm daha sonra Türkiye’ye kaçak giriş yapmaktan hapse atıldım.
Sonunda İngilizlerin ‘istisnai’ izniyle Filistin’e gitmeme izin verildi. Yaşamam için hiçbir sebep yoktu. Bütün ailem, nişanlım herkes yok olmuştu. Şans eseri yaşıyordum. Neden bir tek ben hayatta kalmıştım ? Neden diğerleri ölmüştü?
Kendimi suçlu hissediyordum.”
Herkesin kendine haklı sebepler yaratarak sorumluluktan uzaklaştığı bir felaketin tek mağduru olan bir “insanın” kendini suçlu hissettiği bir dünyanın var olmuş olması ne demektir?
Psikologlar buna Holokost Sendromu diyorlar…

Sayın Valim, Sevgili Hahambaşım, Dışişleri bakanlığımızın Sayın Büyükelçileri, Sayın Konsoloslar, Struma’ya kalemleriyle hayat verenler, anmak için toplananlarımız, sevgili kardeşlerim,
Struma’nın tek kurtulanı David Stoliar’ın hayatının son yıllarında verdiği kısa röportajda anlattıklarını dinleyince Holokost’un ve yaşanan tüm acıların yalnızca bir yansımasını anlayabiliriz, Holokost ise anlayışların ötesinde bir gerçektir.
Ve o Gerçek, yaşayanlarının hafızalarının karanlığında saklanmıştır.
Bizler ancak bu yaşananlardan öğrenebilir ve insanlığın şeytanlaşmasının yol açtığı acıların tekrarını engelleyebiliriz.
Struma olayı felaketinde de tarafların hepsinin kendilerine göre kutsal doğruları vardı.
İngilizler yayınladıkları “beyaz belge” ile Yahudilerin Nazilerden kaçabilecekleri tek yer olan Filistin’e girişlerini bölgeyi kontrol altında tutabilecekleri düşüncesiyle engellemişlerdi.
Romenler kurtuldukları Yahudileri geri istemiyorlardı.
Amerikalılar konuya duyarsız kalmayı tercih ettiler.
Ruslar Karadeniz’de dost, düşman, sivil bakmadan herkesi bombalıyorlardı, Struma’yı da bombaladılar.
500 Yıl evvel bizleri engizisyondan kurtarmak için gemilerini İspanyalara gönderen, bugün milyonlarca mülteciye kapılarını açan Türkiyem ise birkaç metre ötemizde demirlemiş, ölümüne terk edilmemek için sığınacak bir mekan arayan 768Yahudi’yi kurtaracak dirayetli adımı bu sefer tarafsız kalarak savaştan korunabileceği gerekçesiyle atmadı.

Ancak tarih bizlere bir daha öğretiyor ki sığınmaya, saklamaya çalışılan kutsal doğrular er ya da geç ortaya çıkıyor ve tarih hepsini Kutsal olanın doğrusuyla yargılıyor.
Onun içindir ki geçmişin gerçekleri tüm çıplaklığıyla ortaya çıktığında artık onlarla yüzleşebilmeliyiz, yüzleşebilmeliyiz ki o günlerin sübjektif doğrularının, bugünün evrensel suçluları olarak taşıyanlar olmayalım.
Bunu da geçmişin uğruna veya intikam için öfkeyle değil fakat geleceğimizinuğruna, nefret ve intikam duygularından arınmış, barış ve özgür yarınlar yaratabilmek ve bu felaketleri çocuklarımıza yaşatmamak veya onlarınyaşattırmasını engellemek için yapabilmeliyiz.
Struma felaketinden 73 sene sonra da olsa olaya taraf olanlardan sadece Devletimizin geçen yıl atmış olduğu bu adımı takdirle karşılıyor ve bugünkü dünyamıza verilmiş bir umut ışığı olarak görüyoruz.
Bu vesile ile bizler de yıllar boyunca unuttuğumuz ve korkularımızın arkasına saklanarak hayalet gemi haline getirdiğimiz Struma’da kaybettiklerimizden, mezarları olan bu suların önünde bir “Kadiş” dahi söyleyememiş olmanın yarattığı utancı geride bırakabilme duygularıyla özür diliyorum.
Sözlerimi Struma’dan Salvador’dan Mefkure’den 74 yıl sonra dünyamız ne öğrenebildi sorusuna Ağustos 2015’te Yunanistan’ın İstanköy Adasından gelen bir sesle bitirmek istiyorum:
“Kocamla birlikte yolculuğu karşılayabilmek için her şeyimizi sattık. Türkiye’de de günde 15 saat çalıştık. Bizi kaçıracak olan 152 imizi birden aynı tekneye yerleştirmek istedi.
Küçücük tekneyi gördüğümüzde geri dönmek istedik. Fakat dönmek isteyenlere paralarını geri vermeyeceğini söyledi. Başka şansımız yoktu.
Hem aşağıdaki kamara hem de güverte insan doluydu. Dalgalar gelmeye başladığında kaptan bavullarımızı denize atmamızı söyledi. Deniz’de bir kayaya çarptık fakat kaptan endişelenmemizi söyledi. Biz alt kamaradaydık, içeriye su dolmaya başladı. Kıpırdayacak yer yoktu. Herkes çığlık atmaya başladı. Dışarı canlı kaçabilen son kişilerdik.
Kocam beni pencereden dışarı çekti.
Denizde kendi cankurtaran simidini çıkarttı ve boğulmak üzere olan bir kadına verdi. Yüzebildiğimiz kadar yüzdük. Birkaç saat sonra çok yorulduğunu ve dinlenmek için sırtüstü duracağını söyledi. Çok karanlıktı hiçbir şey göremedik. Dalgalar yüksekti, kocamın bana seslendiğini duyabiliyordum fakat gitgide uzaklaştı.
Sonunda bir gemi beni buldu. Kocamı asla bulamadılar.”

Yurtlarını terk etmek zorunda bırakılarak, çaresizlik içinde hayatları kaybettirilen tüm insanların anılarının önünde saygı ile eğiliyorum…..
Yehi Zihram Baruh”

Konuşmaların ardından, Hahambaşı İsak Haleva, Struma faciası kurbanlarının anısına Kadiş okudu. Duanın ardından, Vali Şahin, İsak Haleva ve İbrahimzadeh denize çelenk bıraktı.

12742719_452624961612027_6935076145052774003_n

Fotoğraflar ve Türk Yahudi Cemaati Başkanı İshak İbrahimzadeh’nin konuşma metni Türk Yahudi Cemaati‘nin Facebook sayfasından alınmıştır.

Bunları da beğenebilirsiniz...