“Heeeeyyy Madama, Mösyö! Türkçe konuş vatandaşşş!” – Işıl Demirel

Judeo Espanyol’un Son Tanıklarından Dilin Anlamı Üzerine;

tumblr_ng0dohiybW1qm82qyo1_1280Kendisiyle 80’li yaşlarını sürerken tanıştım Madam B. ile. Bana 1920’li yıllarda henüz o küçük bir çocukken yaşadığı “tek dille konuşan” bir millet olabilmek kaygısı ile başlatılan “Vatandaş Türkçe Konuş” kampanyasını anlatmak için söze koyulmuştu aslında. Ama sonra nasıl olduysa söz, ona göre adları yalnızca anadilinde anlam bulan yemeklere geldi. Hafızası canlandı bir anda aklına o hepsi birbirinden kıymetli belki de 500 yıllık tarifler geldi. O lezzetler ile kurulan sofralar, o yemekleri pişiren eller ve afiyetle yiyenler geldi. Şöyle anlattı Madam B.;

“O zamanlar iki İspanyolca konuştun mu hemen kalkardı eller havaya, ‘Heeeeyyy Madama, Mösyö! Türkçe konuş vatandaşşş!’ diye. Ya da arkasında sopa tutar sallardı böyle insanın üstüne üstüne. Zordu o zaman, bilmezsin birçok kelime ne demek Türkçe’de. Şimdi sen söyle börekas’ın Türkçesi nasıl söylenir? O börekastır işte. Börek değil ki. Börek denen tespide olur. Börekas tektir. Ya masapan? Marzipanda deriz biz. Demin yedin ya bak biz ona masapan deriz işte. Ne diyorlar şimdi? Geçende getirdi benim primomun torunu Viki. Güzel, süslü bir kutu böyle biju kutusu gibi. Geldi bana eve. “Bak Tanti B. ne getirdim sana! Badem ezmesi seversin sen!” dedi. Anlamadım ne! Neden sonra kutu açıldı baktım masapan! Bak bu yediğin o kutudan işte. Güzel ama badem ezmesi değil bu masapan. Ben bilmiyorum yer mi Müslümanlar bunu? Bizim tatlımızdır bu diye biliyorum. Havrada bir düğün oldu seramoni oldu mu biz dağıtırız bundan. Neden? Eee ağız tatlı olsun. Helva vardır Müslümanlarda ya bu da onun gibi…

Şarope blanco vardır bizde. Bilmem bilir misin? Çok güzel olur. Çanakkale’de Türkler bile öyle bilir onun adını. Bembayaz zahmetli bir tatlıdır. Bayramlarda yapılır. Zahmetlidir zor iştir. Herkes tutturamaz lezzetini. Sütle suyla karıştırıp yapılır ama macun gibi kaskatı olur. Kaşıklar yersin onu. Yeni nesil beyaz tatlı deyip geçiyor. Ama değil. Şarope nasıl denir şurup gibi reçel gibi denir bizde. Kahve misafiri olunca çıkarılır yanına. Kaseye koyar getirirsin içine de kaşıklarını. Bir de boş kase koyarsın yanına içinde soğuk suyla. Yiyen kaşığı ona atar yedikten sonra. Şimdi bunca adeti var bunun. Türkçesi olur mu sen söyle!”*

O ilk anda aklına gelen ne kadar yemek adı varsa sayarken, bense yemeğin kültürün ne kadar önemli bir parçası olduğunu ve bir yandan da dilin kültürle ne kadar içkin bir ilişki içinde olduğunu düşünüyordum. Onun anlattıkları, her kültürün içeriğinin kendi dilinde açıklanabildiğinin en hoş kanıtıydı bana göre. O, Borekas’a börek, masapan’a badem ezmesi diyemezdi. Çünkü borekas, mantikos, masapan, şarope blanco onun için yalnızca yemek isimleri değildi. Tüm bu yemek isimleri onun zihninde, onların tatlarını, onları tanıdığı sofraları, o yemekler ile ilgili anıları da beraberinde getiren hafıza araçlarıydı. Çünkü kültürel ve toplumsal ortamlar, insanların yeme içme alışkanlıklarıyla doğrudan ilişkiliydi. Masapan ona havradaki dini törenleri, mantikos annesinin mutfağını, yapılması son derece zor olan şarope blanco ise çocukların girmesinin yasak olduğu misafir odalarını hatırlatıyordu. Madam B.’nin ana dili olmazsa koca bir hayatın belleğine ne olacaktı?

* “Çanakkale Yahudi Cemaati ile Gayrimüslim Politikalarının İzinde” başlıklı basılmamış Yüksek Lisans Tezi içinde yer alan görüşmeden alıntılanmıştır.

Bunları da beğenebilirsiniz...