Bitmeyen İfşaat: Sabetaycıların Hakikati – Onur Arslan

          12659723_10153912834856252_1574289065_n

                                                  Sabetay Sevi

Onur Arslan

On yedinci yüzyılın ortalarında Avrupa Yahudileri, Rusya ve Polonya topraklarında kıyımdan geçiriliyordur. Vatansızlık ve lidersizliğin tetiklediği melankolik havaya bir de katliamlar eklenince pek çok Yahudi artık kıyamet gününün yaklaştığına ve yeni mesih önderliğinde kurulacak bir İsrail devletine inanmaya hazırdır. İşte Sabetay Sevi adında bir Osmanlı Yahudisi, çaresizce kurtarıcının beklendiği atmosferde mesihliğini ilan etmiş ve farklı ülkelerden bir çok Yahudi (ve Hristiyan) bu iddiasını desteklemiştir.

Osmanlı yöneticileri olan bitene başta kayıtsız kalsa da, hahamların şikayeti üzerine Sevi’yi alıkoyarak sultanın huzuruna çıkarır. Sabetay Sevi, Müslüman olmakla ölüm arasında bir seçim yapmaya zorlanır ve binlerce insanı peşinden sürükleyen mesih hayatta kalmak için Müslüman olur. Böylelikle hem Osmanlı yönetimi mesihi idam etmeyerek onun nâmının yayılmasının önüne geçecek, hem de hahamlar Sevi’yi dinden çıkmış sayabilecekti. Kıyamet gününün bir an evvel gelmesini ve acıların son bulmasını bekleyenler içinse sonuç kelimenin tam manasıyla hüsrandır. Öte yandan, yaklaşık iki yüz ailelik bir grup Sabetay Sevi ile birlikte İslâmiyeti kabul eder ve Sabetaycıların emsâlsiz hikâyesi başlar.

Müslümanların Avdeti ya da Dönme, Yahudilerin ise Sabetaycı olarak adlandırdığı mezhebin farklı ülkedelerde takipçileri olsa da, sadece Osmanlı İmparatorluğu’nda ikâmet edenler İslâmiyeti kabul etmiştir. Dönme teriminin kendisi bile sahiciliği reddeden, eski inancı ve gerçek kimlik hakkındaki şüpheleri imleyen bir mahiyettedir. Fakat ihtidanın, yani kâfirlerin İslâm dinine dönmeleri, Osmanlı toplumunda derin rahatsızlıklara yol açmadığından olsa gerek, Sabetaycılar hiç bir zaman büyük bir karalama kampanyasının nesnesi olmadı. Dönmelerin gizli kimliklerini, daha doğrusu kimliksizliklerini açığa çıkarma girişimlerinin Cumhuriyet döneminde yaygınlaşması ise dikkate değerdir.

Sahiciliğe karşı Sahtelik

Basmakalıp suçlamalarla haksız bir karalama kampanyası vuku bulduğunda cevap olarak hakikatin sesi yükseltilir. Lekelemenin ne kadar yetersiz delillere dayandığı ve sadece kulaktan dolma söylentilerden beslendiği gözler önüne serilir. Nitekim, ne zaman temelsiz iddialarla Sabetaycıların, ya da Müslümanların ifadesiyle Dönmelerin gizli kimliklerini ifşa eden spekülatif bir çalışma ortaya çıksa, konu hakkında bilgi sahibi olanlar bir cemaati şeytanileştiren iddiaları birer birer çürütmeye çalıştı. Ancak bilindiği gibi, ifşaat girişimlerinin sonu gelmedi. Dönmelerin sapkın cinsel ilişkileri, bulaşıcı hastalıkları, şüpheli ekonomik bağlantıları, ahlâki çürümüşlüğü ve ihanete yatkın tehlikeli kökenleri farklı zamanlarda ayrıntılı sorgulamaların konusu oldu. On dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısından günümüze kadar, söz konusu basmakalıp suçlamalar bir cemaatin hakikatini ifşa etme girişiminin bir parçasıydı. Farklı zamanlarda ortaya çıkan Dönmeler hakkındaki hakikat ifşaatları ise kimlik ve nüfus yönetimi ile ilgili kaygıların ne kadar içiçe geçtiğini göstermiştir. Daha somut bir şekilde ifade edersek, kendini bilmek, başkasının kimliğini deşifre etmek hayatta kalmanın ve sağlıklı bir nüfusun vazgeçilmez bir koşulu haline gelmiştir.

Konuyu ayrıntılandırmak ve derinleştirmek için üç yazarın hükümlerinden örnekler vereceğiz. Birincisi, Dönmeler Âdeti adlı risaleyi kaleme alan Ahmed Sâfî. Kendisi risaleyi 93 Harbi bozgununun hemen akabinde, 1879 yılında yazmış. 1919 yılında yayımlanan Dönmeler: Honyus, Kuvaryus, Sazan adlı risalenin yazarını ise bilmiyoruz, ama bu risale de Birinci Dünya Savaşı’ndaki felaketlerin ardından yazılmış. İsmi meçhul yazara cevap olarak Dönmelerin Hakikati adlı bir kitabın basıldığını düşünürsek risalenin kamuoyunda bir etki uyandırdığını tahmin edebiliriz. Faydalanacağımız üçüncü ifşacı ise Sabetaycı bir aileden gelen, Türkiye meclisine ve Mustafa Kemal’e bir mektup göndererek büyük bir tartışmanın fitilini ateşleyen Karakaşzade Mehmed Rüştü Bey’dir. Mektubunu kimin Türk, kimin Yunan olduğuna yönelik tartışmaların yoğun olduğu Türk-Yunan nüfus mübadelesi sürecinde yazan Rüştü, Dönmelerin Türk ırkına ait olmadığını öne sürerek mübadelenin dışında bırakılmalarını talep etmiştir. Rüştü’nün ifşaatının tetiklemesiyle gazete ve dergilerde Dönmelerin esrarını deşifre eden yazıların ardı arkası kesilmemiştir.

Yazarların temel savı açıktır. Müslüman kılığına bürünen dönmeler sahte davranışlarıyla ve İslam maskesiyle Müslümanların içine sızarak onları yüzlerce yıl boyunca kandırmıştır. Müslümanları ya da Türkleri daha dikkatli olmaya itmesi gereken durum cemaatin aslen Yahudi olması değil, anonim yazarın da belirttiği gibi, İslâm ve Yahudilik arasında delâlet içinde kalmalarıdır; aynı bedenin içinde birden fazla kimliği yaşamalarıdır; Osmanlı ülkesinde bireysel ve ekonomik çıkarlarını korumak için maske takmaları ve gerçek kimliklerini gizlemeleridir. Rüştü’nün ifadesiyle maddiyat ve maneviyat arasındaki uçurumdur. Dönmelerin en içteki gerçekliğini deşifre etme girişiminde bulunan bütün yazılarda İslâm ile alâkası olmayan ve sahici Müslümanların hiçbir şekilde dahil olamadığı, çıplak gözle farkına varılamayacak bir mahremiyet tarif edilir. Cemaatin yüzeysel inancını aşıp gizli özünü açığa çıkarmayı hedefleyen sorgulamalarda, zahiri (görünen) ve batıni (görünmeyen), sahicilik ve sahtelik arasında çok katı bir ayrım belirirken, maskenin ardında kalanlar hakikatin ve skandalın ta kendisi olur. Hâl böyle olunca, zevahirin yanılsamalarından sıyrılıp sır olan açığa çıkarılarak itinayla saklanan aidiyetler ifşa edilmelidir.

Maskeyi Düşürmek

Yine de ifşaat ile lanetlenen şey maskenin kendisi değildir. Kamusal ve özel alanın birbirinde ayrı olarak tanımlandığı şehir hayatında vatandaşlar kamusal alana girerken, başka bir ifadeyle “dışarıya” çıkarken, maskelerini takıp oyuna dahil olurlar. Vatandaşın dışarıda yabacılarla ilişkide iken sahici olanı maskenin ardına gizlediği ve maddi çıkarlarına göre hareket ettiği varsayılır. Osmanlı-Türk siyasi düşüncesinde bir çok düşünür bu ayrımı kamusalın lehine görünmez kılmaya çalışsa da ne derecede etkili oldukları ziyadesiyle muammadır. Gerçek şu ki, zorunlulukların ve piyasa koşullarının belirleyici olmaya başladığı kamusal alanda maddiyat ve maneviyat arasındaki ayrım derinleşirken, birincisi ikincisine galebe çalar. Öyleyse her üç yazarın da çözülmesi gereken bir problem olarak belirttiği uçurum modern şehir kurgusunun önemli bir unsurudur. Dolayısıyla ifşacılara göre asıl mesele maskenin kendisi değil, maskenin İslam ya da Türklük maskesi olmasıdır. Dönmenin biri yüzeysel diğeri asli iki –belki de daha çok- kimliği taşımasıdır. Yani kimlik tanımının önemli bir unsuru olan “içi-dışı bir olmaklık”ı yok etmesidir.

Bir Dönme olarak Karakaş Rüştü’nün neden kendi cemaatine cephe açtığını bilemeyiz. İslam maskesi takarak gerçek yüzünü gizleyen bu tehlikeli cemaatin sırlarını kamuoyu önünde deşifre etmiştir. Çünkü, kendisinin de ifade ettiği gibi Türklük mefkuresine göre hareket etmekte ve Türklüğe olan sadakatini kanıtlama arzusundadır. Aynı haklılaştırma çabası bu kez sahici Müslümanlık üzerinden Ahmed Sâfî için geçerlidir. Dönmelerin şerri kökenlerinin ifşa edilmesi kimliği ve kendiliği (self) yücelten bir momente dönüşür. Hilekârların düşünceleri, Dönmenin esas kendiliği yüzeyselliklerine karşıt olarak tekrar tekrar gün ışığına çıkarılır.

12669356_10153912834016252_745321394_o

 Dönmelerin Selanik’te inşa ettiği Yeni Cami

Peki İslâm maskesinin altında neler dönmektedir? Hangi gizli planlar ve ahlaksızlıklar İslâm alemini ya da Türklük mefkuresini tehdit etmektedir? “Müslümanlar arasında ahlaksızlığın, dinsizliğin ve sari hastalıkların yayılması ve genişlemesinin en büyük tesirli sebebinin Selanik Dönmeleri olduğu unutulmamalıdır”. Bu önemli uyarıyı yapan anonim yazara göre, açık saçık gezen kadınların serbest halleri Anadolu’nun saf kalbli halkının üzerinde pek kötü bir tesir hasıl etmiştir. Zira Hristiyan erkekleri bile hiç çekinmeden evlerine buyur ederler. Genelde Kızılbaş topluluklarına atfedilen Mum Söndü ithamına benzer ithamlar Dönmeler için de dile getirilir. Ahmed Sâfî Müslüman bir gencin tanıklığını şöyle aktarır: “Evde on beşten fazla dönme, kiminin kucağında kız kiminin kucağında oğlan sarmaş dolaş yatmış keyf ediyorlar. İçlerinden birisi de kuran okuyor”.

Maske müstakil olan her şeyin biraraya gelmesini sağlar. Basmakalıp suçlamalarda İslâm, ihaneti tarihsel olarak kesinleşmiş bir dinle biraraya gelir. Mum söndü suçlamalarında ibadet ile cinsel ilişki buluşur. Kadın ile erkeğin mekânı hiçbir surette ayrı değildir. Kapalı bir cemaat olmalarından ötürü ensest ilişki ve eş değiştirme yaygındır. Sözün özü ne kadar ahlak dışı alışkanlık varsa maskenin ardına büzüşür. Farklı özelliklerin biraraya geldiği bir canavar tahayyül edilir. Canavarlık sadece bir metafor ya da bir temsil olarak düşünülmemelidir. Akraba evliliğine ve ahlaki çürümüşlüğe bağlı olarak, ifşacılara göre Dönmelerin fiziksel görünüşü de “normal” insanlara benzemez. Vücutları sıradan insan vücutları gibi değildir. Anonim yazara göre Dönme kadınlarının davranışları, yürüyüşleri ya da konuşmaları sıradan kadınlarınkinden çok farklıdır ve bu yüzden sadece açık kıyafetlerinden değil, hâl ve davranışlarından kolayca ayırt edilebilirler. Üç yazara göre Dönmelerin başı illetten kurtulduğu çok nadirdir, bulaşıcı hastalıkların taşıyıcıları oldukları için toplumsal beden için tehlike oluştururlar.

Dönmenin böylesine farklı unsurları aynı bedende yaşatması, onun daimi bir şekilde ihanet sarmalının içinde bulunduğunu gösterir. Günümüze değin Dönme-Sabetaycı adı ihanet fenomeni ile birlikte anılagelmiştir. Müphemlik ve onaylanmayan bir çeşitliliğin Dönmenin özü teşkil etmesi, onların sadakatini ve dürüstlüğünü her daim tartışmaların konusu yapar. Sâfî’ye göre bu grubun ihaneti İslâm tarihi kadar eskidir. Elbette asılsız olan bu iddiasına göre şerefli, Hicret hadisesinden sonra görünüşte İslâmiyeti kabul etmiş gibi davranmakla birlikte kendi başlarına kaldıklarında Yahudi usul ve ayini üzere ibadet eden Yahudiler, Halife Ömer tarafından kovulmuş ve Selanik’i yurt edinmiştir. İşte Dönmeler, savaşlarda İslam ordusunu arkasından vuran bu Yahudi milletinin torunlarıydı. Yüzlerce yıldır toplumun bağrına yerleşen bir ur gibi milli-dini değerleri kemirmeye ve düşmanlarla işbirliği yapmaya devam etmektedirler. Anonim yazar ise Dönmelerden vatana ve millete karşı iyi niyet ve sadakat beklemenin abes olduğunu dillendirir. Eğer ki Müslümanlara iyi davranıyorlarsa ve içlerinde doğru olanlar varsa da mutlaka kendi çıkarları için uyumlu olmayı tercih ediyorlardır. Türlü milletleri her türlü entrikalarla aldatmayı dinlerinin şiarı gibi bellemişlerdir.

Ne var ki Dönmenin ihanete yatkın karakteri sadece bir kimliğe sığamamasından kaynaklanmaz. İkinci Meşrutiyet’in ilânını izleyen dönemde, İttihat ve Terakki’ye dışardan ve içerden muhalefet eden kesimler Cavit Bey gibi önemli figürleri Dönme bir aileden geldiği için Siyonist projenin neferi olarak itham ediyordu. Miralay Sadık gibi muhaliflere göre perde arkasından dünyayı yöneten gizli Yahudi örgütü kaleyi içten fethederek birkaç İttihatçıyı ağına düşürmüş, vatanın birliğini ve bütünlüğünü tehdit ediyordu. Bu tarz ithamların Avrupa’daki anti-semitist hareketten fazlasıyla etkilendiğini bilhassa vurgulamak gerekir.

12666321_10153912831641252_2079272531_n

Sevi’nin takipçileri kendilerini Ma’aminim, yani İnananlar olarak adlandırıyordu.

Toparlamak gerekirse, Dönmelerin varlığı kıyametin birbiriyle bağlantılı üç alâmetini haber verir. Salgın hastalıklar, dinsizlik-ahlaksız davranışlar ve ihanet. Cemaatin sapkın cinsel ilişkilerinin lanetlenmesinde Sodomcu anlatının tehditkâr tonu Müslümanların kulağına fısıldanır. Yukarıda değindiğimiz gibi, Dönmeler dışsal bir güç olarak değil, bir Truva Atı gibi, yüzeysel inançları ve çifte aidiyetiyle bütün toplumu zehirleyen bir hain gibi kötülüğü yayar. İfşacılar için, ahlaki değerlerin korunması, soyun devamı ve Müslüman-Türk kimliğinin muhafazası Dönmelerin bir şekilde etkisiz hale getirilmesine bağlıdır. Bu noktada yazarların toplumsal bedenin doktoru gibi hareket ettiklerini söylemek yanlış olmayacaktır. Nüfusu tehdit eden hastalığı tespit etmenin koşulu ise insanların zihinlerin içindekini bilmek, ruhlarını keşfetmek ve en gizli sırları ifşa etmektir. Kendimiz ve başkası hakkındaki hakikatin deşifre edilmesi vatani ya da dini bir göreve dönüşmüştür.

Ancak “homojen bir toplum yaratmak için öteki ve farklı olanların dışlanması” olarak özetlenebilecek bir açıklama, Dönmelerin içindeki kötülüğü deşifre eden sorgulamaları anlamak için yeterli değildir. Dönme, her potansiyel hain gibi, toplumdaki farklı bir unsura ya da sürünün içindeki kara koyuna indirgenemez. Bilâkis, maskeyi düşürenlere göre, onlar biz’den gibidir ve kendilerini vatanın sadık vatandaşları kılığına sokarak aslında vatanın kanını emer, toplumsal bedeni zehirlerler. Dikkatlice aydınlatılan ve ortaya çıkarılan tehlike Dönmenin zahiri aynılığıdır, ikiyüzlülüğü ve kimliksizliğidir. Onların farzedilmiş öngörülemez karakteri ve tanımlanamayan kendilikleri hedef alınırken, sağlıklı bir toplumsal beden için talep edilen şey maneviyat ile maddiyat arasında mutlak birliktir. Bu maske-düşürme oyununda kimlik, önce kendi varlığını garanti altına alır.

Kaynakça

Ahmed Sâfî, Dönmeler Adeti, Ed. Ertuğrul Düzdağ, İstanbul: Zvi-Geyik, 2001.

Dönmeler: Hunyos, Kavayeros, Sazan, Istanbul: Şems Matbaası, 1338-1335, (1919).

Ilgaz Zorlu, Evet Ben Selanikliyim, İstanbul: Zvi-Geyik Publication, 2008.

Maurus Reinkowski Hidden Believers, Hidden Apostates: The Phenomenon of Crypto-Jews and Crypto- Christians in the Middle East, in Converting Cultures: Religion, Ideology and Transformations of Modernity, Ed. Dennis Washburn and A. Kevin Reinhart, Leiden: Brill, 2007

Ertuğrul Düzdağ. Yakın Tarihimizde Dönmeler ve Dönmelik, Istanbul: İz Yayınları, 2012.

Orhan Koloğlu, İttihatçılar ve Masonlar, Gür Yayınları, İstanbul, 1991.

Selim Deringil, Conversion and Apostasy in the Late Ottoman Empire, (Cambridge: Cambridge University Press, 2012.

 

Bunları da beğenebilirsiniz...