Bernie Sanders Nasıl Bir Yahudi?

bernie sanders

Çeviri: Avi Haligua

Jay Michaelson

Daily Beast ofisinde Bernie Sanders taklitlerimle tanınıyorum. Meslektaşlarıma üzerinde çalışılmış görünen bu taklit benim için çok sıradan ve tanıdık. Bernie’leri hayatım boyunca çok gördüm.

Aynı şey Bernie’nin ateizmi için de geçerli. Geçenlerde, “Bernie Sanders neden örgütlü  dini yapıların içinde yer almıyor?” başlığıyla The Washington Post tarafından yayımlanan makalede Senatör’ün inancı, kültürel Judaizm’in hayalci bir yorumunun, bir çeşit Tanrı inancıyla harmanı ile ideolojik idealizmin birleşimi olarak tanımlanıyordu.

Ancak bu dini yorum çoğu Yahudi açısından (Çevirmen notu: Kuzey Amerika’da) gayet sıradan, gayna çorbası ve matza kadar tanıdık. 20. Yüzyıl’da Amerika’da gelişen gayet seküler, ateist Yahudi Demokratik Sosyalist hareketi içinde Irving Howe, Woody Guthrie (Yahudi değil ama bir Yahudi ile evli, çocuklarını Yahudi olarak yetiştirdi ve Yahudi şarkıları söylüyor), Alfred Kazin, Hannah Arendt, sonrasında Gloria Steinem, Bella Abzug, ve hatta Jerry Rubin ve Abbie Hoffman gibi Yippiler.

Yahudi Solu içinde sosyalist, komünist, sendikacı, Siyonist ve hatta Saul Bellow, Sidney Hook, Norman Podhoretz ve Irving Kristol gibi geleceğin neo-muhafazakarları yer aldılar. Tüm bu hareketler biyolojik ve sosyal hayatlarına 1960-70ler’de sağa kaymadan önce, Bernie Sanders’ın da yer aldığı aynı sosyal ortamda başladılar (Onların hikayesi pek çok kez, en son olarak da Daniel Oppenheimer’ın Exit Right kitabında anlatıldı).

Bugünden bakıldığında kültürel olarak Yahudi, ancak dini anlamda inançsız bir Sosyalizmin karması biraz garip görünse de, kızıl bebek bezleri, Sosyalist-Yahudi yaz kampları ve McCarthy döneminin acılı baskıları sonucu 1960lar’da Yeni Sol’u kuran bu insanlar günümüzde Yahudi tarihinin bir parçası.

Benim de köşe yazdığım  İleri (Forward) gazetesi bile, yayın hayatına Abraham Cahan editörlüğünde Yidiş bir sosyalist gazete olarak başlamıştı (Solda yer alan herkes ve herşey gibi daha kızıl olanlar tarafından yeterince solda olmadığı için eleştiriliyordu). Doğu Avrupa’dan yeni göçmüş insanlar için ilerici politikalar yeni dindi. En çok hangi tarikatı sevdiğinize -liberal, sosyalist veya komünist- karar vermekten başka yapmanız gereken bir şey yoktu.

Yidiş fıkrasında anlatıldığı üzere Yahudiler dünyanı üçe ayırırlar: Alte Velt(Avrupa’nın eski dünyası), Neue Velt(Yeni Dünya) ve Roosevelt…

Peki bu nasıl bir Judaizm? Washington Post’un da dediği gibi bu bir kültürel bağ. Larry David’in, Sanders’ı benden bile iyi taklit ediyor olması şans eseri olan bir durum değil. Çünkü onlar kültürel manada aynı insanlar. Bence Sid Caesar, Mel Brooks, George Burns (uzaktan kuzenim olur!) ve hatta Henny Youngman bile bu kategoride eş düzeyde bulunur.

Ancak seküler, ilerici Yahudilik’in bizatihi kendisi bir çeşit din sayılabilir. 20. Yüzyıl’ın solcu  Yahudileri,  eğer Aydınlanma’dan canlı çıktıysa Holokost’ta kesin ölen Alte velt’in Tanrı’sı ile hesaplaşırken adalete dair peygamberlere özgü, dini şevki korudular.

Bu dalganın bir kısmı kitaptan (“Yabancı olanı ezme. Çünkü sen Mısır’da kölelik ettiğinden bir garibin kalbini bilirsin” buyruğunu, bugün Trump’ı destekleyen Yahudiler’in düşünmesinde fayda var), bir kısmı etnik karakteristik özelliklerden kaynaklansa da kökünü Yahudi geleneklerinde buldu. Avrupa Yahudileri binlerce yıldır sürülen, yakılan, toprak edinme hakkından mahrum olarak sivil toplumun dışında konumlanan bir halk. 18 ve 19. Yüzyıllarda bile “medeni” Fransız ve Alman Yahudileri vatandaşlık haklarından faydalanabilirken, Doğu Avrupa’nın “geri” Yahudileri Pogromlar’da kıyılıyordu.

Bu Yahudiler’in çocukları,  ABD’ye göçerken ötekileştirilmelerden müteşekkil tarihlerini ve ahlaki bir yaklaşım için vazgeçilmez buldukları  –devrimsel ya da evrime dayalı- ilerici değişime dair sarsılmaz inançlarını yanlarında getirdiler. Amerika, kökeni ve ırkına bakılmaksızın herkesin eşit olabileceği goldene medina yani Altın Ülke idi. Tabii ki, gerçek ile idealler arasında bir uçurum oluştu. Bu uçurum yeni nesil ilerici Yahudiler tarafından hızla dolduruldu. Bazıları New Deal’a (Yeni Hareket) dahil olurken, diğerleri New Left (Yeni Sol) saflarında yer aldılar. Bir kısmı komünist provokatör oldukları gerekçesiyle takibata uğradı. Sonuç olarak hepsi de “kamu dininin” –ilerici bir sosyal değişimin teşvik edildiği seküler ahlaki düzen- Yahudi versiyonlarına dahil oldular.

Sanders’ın siyasi idealizminin bu kumaştan biçildiği çok açık. Dikkatleri üzerine toplamış olmasında Wall Street’i “ahlaksız ve yanlış” ilan ederek muhafazakarların dini retoriğinin karşısına dikilmesi de etkili oldu. Liberallerin yaptığı gibi boş sözlerle konuyu geçiştirmek yerine moral, neredeyse kitabi bir sözle karşı duruyor olması gerçekçi olmasa da anlamlı. Sanders, Washington Post’a “Ahlak temelli bir algının siyasetimizde yer bulmasının önemli olduğunu düşünüyorum” dedi. Üstelik söylediklerine inandığını hissedebiliyorsunuz.

Şimdi; bu “din” mi?

Bu ne demek istediğinize bağlı. Hıristiyan standartlarına göre din sayılması zor. Sanders, kendisine düzden Tanrı’ya inanıp inanmadığı sorulduğu zaman verebileceği en iyi cevabı verdi: “Bence herkes kendi anladığı şekilde Tanrı’ya inanıyor… Bana göre; hepimiz bağlıyız, tüm hayat birbirine bağlı ve herşeyin bir şekilde birbiriyle ilintisi var” dedi. Harika ama bu durumda Richard Dawkins ve Sam Harris de Tanrı’ya inanıyorlar. Eğer bu teist bir görüş ise, ateist görüş ne olabilir?

Bernie tabii siyaseten cevap veriyordu. Ateistlerin Amerika’nın genelinde hiç hoş karşılanmadığını biliyor. Bu gözardı edilemez önyargılardan birisi. Amerikalılar’ın çoğunun küstah ve kötücül salaklar olduğunun, yarı ateist bu hallerinin, hala kendini %80 oranında dini bütün olarak tanımlayan bir seçmen kitlesi açısından seçilemez aday olmak anlamına geleceğinin de farkında. (Hangi kibbutzda gönüllülük ettiğini açıklamayı reddetmesi de bununla ilişkili olabilir. Belki sosyalizmden çok komünizme yakın bir kibbutzdur.)

Yani en nihayetinden Sanders sekülarizmini dini görünen bir yığının altına yerleştirdi. Olumlu olmak istersek bunu “başarılı iletişim” kategorisine katabiliriz. Ancak Hıristiyanlık bağlamında bu duruma din demek çok zor.

Öte yandan Judaizm çoktandır bu konuda farklı bir anlayışa sahip. Eskiler “Judaizm bir itikat dini değil, hareket inancıdır” denilirken işin biraz fazla hafife alındığını tabii ki biliyorlar. Ancak bu önerme yanlıştan daha fazla doğruluk içeriyor. Ortodoks anlamıyla dini bütün olmak; gelenek ve ahlaki emirlere uymak anlamına gelir. Bu işlerden çok azı iman gerektirken pek çoğu imana dayanmaz. Okulda öğretmenim olmuş Ortodoks bir ravın sözlerini hiç unutmam: “İyi bir Yahudi olmak için bir ya da daha az sayıda Tanrı olduğuna inanman şarttır.”

Ortodoks olmayan diğer Yahudiler için de durum pek farklı değildir. Onların dini inançtan çok eylem, niyetten çok hareket ile ilgilidir. İnanç bir noktaya kadar varlık gösterse de daha çok kuramsal bir tutuşturucu görevi görür. İnanç orada bulunmakla birlikte önemli bir yer işgal etmez.

Reformcu Yahudiler –özellikle de seküler olanları açısından- Eski Ahit ve onun şeriatı da inanç kadar önemsizdir. Ahit’ten sözler duygusal bir hava katsalar da inançlarının temeli mantığa dayanır.

Tabii ki bu genellemeler herkesin doğrusu sayılamaz. Bazı Hasidik Yahudiler’in Tanrı ile olan kişisel ilişkileri Hıristiyan Evanjelistlere benzer. Yenilenme ve Yeniden Yapılandırma yanlısı Yahudiler (Renewal and Reconstructionist)  Sanders’a benzer bir biçimde gelenek dışı bir hikaye anlatırlarken, ruhani deneyimlere, vecd veya tefekküre de önem verirler.

Fakat cevap aradığımız soru, Sanders’ın Yahudilik bağlamında “inançlı” olup olmadığı ise cevap inançlı olduğu yönünde olacaktır. Konu Sanders’ın Pesah’ta seder masası kurup kurmaması ya da Roş Aşana’da kapısını açmasıyla ilgili olmadığı gibi, Sanders’ın yaratıcı bir ilahın varlığına inanıp inanmamasıyla da ilgili değildir. Sanders seküler biri. Ateist olmasa bile bu görüşe yakın. Ahlakı törenler, gelenekler ve bir dünyevi otorite üzerinden değil de, etik üzerinden anlamlandırmayı tercih ediyor.

Eğer Sanders durumunu dini bütün olarak tanımlamak istiyorsa, bu görüşü destekleyecek uzun nefesli bir ilerici Yahudiler hareketi onun iddiasına temel olacaktır. Bernie Sanders, “(herkesin) kendi anladığı şekliyle Tanrı’ya inandığını” söylediğinde saçı tarak görmemiş, acayip bir Vermontlu sosyalist olarak değil, bir asırdan uzun süredir Amerika’yı baştan başa değiştirmekte olan seküler Yahudiler hareketinin, tam da bu sebeple başkan seçilme ihtimali olmayan, bir mensubu olarak konuşuyor.

Yazının İngilizce orijinaline http://www.thedailybeast.com/articles/2016/01/31/what-kind-of-jew-is-bernie-sanders.html adresinden ulaşabilirsiniz.

Bunları da beğenebilirsiniz...