Turizm – Yosi Falay

           Great-Wall

Yosi Falay

Eski çağlarda turizm diye bir kavram yoktu. Grup halinde göçen Romanlar, göçebe kabileler, gezgin derviş ve filozoflar hep vardı ancak kendilerini “turist” diye tanımlamazlardı. Sınırların gevşek olduğu, pasaport, vize, aşı, gümrük, “yurtdışına çıkış fonu” gibi kavramların henüz icat edilmediği günlerden bahsediyoruz. Bildiğimiz anlamda turizm ise bir 19’uncu yüzyıl icadıdır. Ondan önce uzun yollar kat etmek başlıca üç amaç için yapılırdı, savaş amaçlı, ticaret veya ekonomik amaçlı, hac veya dinsel amaçlı.

Şimdi turizmin bunların hangisinden türediği sorulacak olursa hemen herkes haccın turizmin atası olduğunu düşünür. Ancak bu yanlış cevaptır, hacca giden birisi aynı zamanda bilinç düzeyini değiştirmiş ve bunu içselleştirmiş birisidir, hacca gitmek ruhani bir maceradır ve bir inisiyasyondur aynı zamanda. Bir hac yolcusu evinin laik ortamını terk edip bedensel olduğu kadar zihinsel de bir yolculuk yapar. Onun yolculuğu “laik” ile “kutsal” farklılığına doğru bir yolculuktur. Turist ise yolculuğunu yine bir farklılık peşinde yapar ama o evindeki bilinç düzeyini yanında taşır. Turist sadece bir farklılık tüketicisidir. Onun peşinde olduğu farklılıklar, dil, mimari, yemek, manzara, koku, görenek, hatıra eşyası gibi maddi düzlemde farklılıklardır.

Bu gözle bakarsak turistin atası talan peşindeki savaşçılardır diyebiliriz. Turizm, ekonomik, politik ve inanç emperyalizminin bir ürünüdür. Turizm, aynı emperyalizm gibi, genellikle daha zengin ülke yurttaşının daha fakir ve bu bakımdan egzotik bulduğu ülkeyi ziyaret etmesi şeklinde gerçekleşen, tek yönlü bir akımdır. Ancak turizm sayesinde yoksulluk sarmalından çıkıp “zengin ülke” konumuna terfi eden ülkeler mevcut.

Turist gittiği ülkede imaj avı peşindedir ve bu avı daima araçlar vasıtasıyla yapar. Gördüğü şeylerle arasında hep bir kamera vardır bir kere. Ayrıca turizmin en vülger ve bayağı formu olan organize turlarda araya bir de rehber girer. Tarihi bir alana, şemsiye taşıyan bir rehber eşliğinde ve kameraları ile donanmış şekilde giren, otobüs dolusu bir turist güruhu kadar itici az görüntü vardır. Bir çıkarma gemisinden inen, eli silahlı işgal ordusu askerlerini bu kadar andıran az manzara görmüşsünüzdür. Askerden farklı olarak, turist anlamı ve gerçeklik hissini öldürür.

O soyut bir dünyada yaşayan ruhsuz bir hayalettir. Hava alanlarını, otobüsleri ve depo gibi görebileceğimiz beton yığını şahsiyetsiz otelleri dolduran bir kargo yüküdür. Taşıdığı valizden fazla bir farkı yoktur. Turizmin artık “siberuzay”da yapılacağı günler yakın diye umuyorum. Zaten gidilecek yerler hakkında her tür bilgi önceden edinilip rezervasyonu yapıldıkça oraya gitmenin anlamı ve sürprizi oldukça azalmış durumda.

Bir de turistin antitezi olan “gezgin” var. Bu, zaman ve mekan kısıtlamalarının dışında seyahat eden, gittiği yere önyargılarını yanında götürmeyen, çıkıntı ve şımarık değil saygılı ve anlayışlı olan, gittiği yeri maddi ve manevi olarak kirletmeyen bir tür. Seyahati bir sanat şekli olarak gören ve bu şekilde var olan, hoş veya nahoş sürprizlere açık, rafine insanların soyu tükendikçe “turizm” kelimesi gitgide daha bir küfür gibi algılanıyor.

Bunları da beğenebilirsiniz...