Sessiz tarihin sesi: Homocaustu hatırlamak – Ecehan Balta

Ecehan Balta

İktidarda oldukları dönem boyunca yaklaşık 100 bin gey ve lezbiyen, Alman Ceza Yasası’na göre cinsel yönelimleri nedeniyle tutuklandı ve hüküm giydi. 1933-1944 döneminde tahminen 50 bin ile 63 bin arası gey ve lezbiyen toplama kamplarına gönderildi.

                    

Ecehan Balta Kaos GL dergisinin “Soy-Sop” dosya konulu 145. sayısına yazdı:

Nazilerin cinsellik, cinsel kimlik ve cinsel yönelim konusundaki yaklaşımı, iktidarda oldukları dönem boyunca kadınlara, eşitliğe, kadınların üreme özgürlüğüne (üreme, korunma ve kürtaj haklarına), lezbiyenlere, gey ve biseksüellere, transgenderlara, normlara uymayan tüm cinsel yaklaşımlara karşı son derece ayrımcı ve acımasız uygulamalara neden oluyordu. İktidarda oldukları dönem boyunca yaklaşık 100 bin gey ve lezbiyen, Alman Ceza Yasası’na göre[1] cinsel yönelimleri nedeniyle tutuklandı ve hüküm giydi. 1933-1944 döneminde tahminen 50 bin ile 63 bin arası gey ve lezbiyen toplama kamplarına gönderildi (Plant, 1986), hepsi pembe üçgen takmaya zorlanan[2] bu kişilerden en az yarısı bu kamplarda hayatlarını kaybetti (Lautmann, tarihsiz). Holocaust’tan kurtulanların tanıklıklarına göre, toplama kamplarında pembe üçgen takmaya zorlanan LGBTİ’ler bu kamplarda en korkunç muameleyi hak ettiği düşünülen kimselerdi ve acılarının sonu genellikle canları alındığında geldi.

Bugün Holocaust’un Avrupa tarihi açısından sürüp sürmediği, yani bu tarih içinde bir kopuşu mu yoksa sürekliliği mi temsil ettiği halen geçerli ve can alıcı bir soru olmaya devam etmektedir. Bu soruyu yanıtlamak bu yazının sınırlarını aşsa da, bugünlerde başka bağlamlarda konuşulan Nazi döneminin (faşizmin) soykırım yaptığı tek kesimin Yahudiler olmadığını vurgulamak, siyasal ve toplumsal konatasyonları açısından da, LGBTİ hareketi açısından da önemlidir. O nedenle faşizmin aynı zamanda cinskırıma uğrattığı gey ve lezbiyenleri de Holocaust tablosuna dâhil etmek gerekmektedir. Ancak hepimiz biliyoruz ki, bu tip bir “tarihsel” müdahale, tarihsel bir mücadeleyi de gerektirmektedir. Yani; tarihte ezen olarak yer almak için ezmek yeterliyken, ezilen olarak yer alabilmek için ezilenlerin kendi tarihini yazması gerekir.

Eşcinselleri Suçlulaştırmak

1933 yılına kadar açık olan gey ve lezbiyen kültürüne yönelik ilk saldırı, SA’ların Berlin’deki Cinsel Bilimler Enstitüsü’nü içindeki 12 bin kitap ve 35 bin belge ile birlikte yakması ile başlar. Arkasından polis gey ve lezbiyenlerin gittiği bar ve kafeleri kapatır[3], son olarak da Dostluk (DieFreundschaft) başta olmak üzere yayınlarını yasaklar (HE[4], 2014). Bu dönemde Nazilerin yaptığı eşcinsellerin toplumsal destek ağlarını yıkarak onları yeraltına çekilmeye zorlamaktır. Arkasından 1934’te Gestapo, yerel polislerden homoseksüel aktivite içinde bulunan erkekleri listelemesini ister (bunların isimlerinin tutulduğu listeye “pembe liste” denilmektedir).  1935 yılında ise, Ceza Yasası’nın 175 inci paragrafı değiştirilerek eşcinsellik (sadece pratik değil niyet ya da eğilim de) suç sayılmaya başlanır (HE, 2014) hatta kavram esnetilerek erkekler arasında tüm “onursuz” davranışlar da eşcinsellik suçu kapsamına alınır. Aynı zamanda polise önleyici gözaltı yetkisi verilerek, potansiyel olarak suçlu gördüğü kişileri herhangi bir mahkeme sürecine ihtiyaç duymaksızın tutuklayabilmesi sağlanır. 1938 yılında ise, eşcinsellikle suçlanan kişilerin toplama kamplarına gönderilmesi konusunda Gestapo direktifi uygulanmaya başlar (HE, 2014). En son 1945 yılının başlarında son toplama kampı olan Auscwitz de kapatıldıktan ve kalan hükümlüler serbest bırakıldıktan sonra bile, buralardaki eşcinsel ve transseksüeller “normal” hapishanelerde cezalarını çekmeye devam eder.

Holocaustun İçindeki Homocaust

Nazi toplama kamplarında bir grup Nazi ideolojisine ne kadar ters düşerse ve toplum tarafından ne kadar dışlanmışsa hayatı da o kadar zordu. Bir başka deyişle grup toplumda ne kadar marjinalse, toplama kamplarında da aynı biçimde marjinal ve değersiz olarak görülüyordu. Tutuklulara takılan üçgenlerin rengi ise, o tutuklu gruplarının nasıl algılanacağını kontrol, dolayısıyla kolektif kaderlerini temsil ediyordu.

Lautmann eşcinsel olarak işaretlenmiş tüm politik tutuklulara ilişkin verileri taradığı ampirik araştırmasında, eşcinseller (1500 kayıt) ile Yehova Şahitlerini (750 kayıt) ve siyasi tutukluları (200 kayıt) çeşitli biçimlerde karşılaştırır. Örneğin bu araştırmaya göre Yehova Şahitlerinin tutuklanması süreci 1937-38 döneminde yoğunlaşırken, eşcinsellerin tutuklanmasında zirve, 1942 yılıdır.  Yaş gruplarına göre bakıldığında Yehova Şahitleri 35 yaş üstü, eşcinseller 20-35 yaş arası ve politik tutuklular daha gençtir. Bunun yanında, ölüm oranlarına bakıldığında, Lautmann eşcinsel tutukluların ölüm oranlarının yüzde 60, siyasi tutukluların yüzde 41 ve YehovaŞahitleri’ninkinin ise yüzde 35 olduğunu bulgulamıştır (tarihsiz).

Toplama kamplarında hayatta kalmanın bir yolu bazı idari işlerde çalışmakken, diğer bir yolu ise cinsellik olmuştur. Cinsel ilişki karşılığında kapoların[5] koruması altına giren mahkûmların çok önemli bir kısmını ise çocuklar oluşturmaktadır (HE;2014). Kampta da belirli bir sosyal ağları olmadığı için eşcinsellerin kapo olması zor olduğu gibi, kapo kendisinden sıkıldığı için öldürülen eşcinsel sayısı da az değildir (agy). Eşcinseller için hayatta kalmanın önemli yollarından bir tanesi, hâkimlerin cinsel sapkınlığı düzeltmenin bir yolu olarak gördükleri kastrasyondur. Uygulamanın ilk başlarında kastrasyon karşılığında erkeklerin cezaları hafifletilirken, 1944’e doğru hakimler ya da SS subayları eşcinsel mahkumun rızası olmadan da kastrasyon kararı vermeye ve uygulamaya başlamışlardır (agy).

Yine Lautmann’ın gözlem ve görüşmelerinden aktardığı diğer bir bilgi ise son derece sarsıcıdır. Tutuklu komiteleri ile yapılan görüşmelerde pembe üçgenlilerin durumu sorulduğunda herkesin bunların varlığından haberdar olduğu ancak kimsenin bir şey aktaracak bir anısı olmadığını görmüştür. Lautmann bunu “sanki bir anda sahneye çıkmış ve hemen arkasından görünmezliğe bürünmüşler” şeklinde ifade etmektedir. Nitekim, her dört eşcinselden üç tanesi bir yıl içinde bu toplama kamplarında hayatını kaybetmiştir. Kırmızı ve mor yıldızlılara göre pembe yıldızlıların hayatı daha değersizdir, hatta Yahudilerinkiyle eşdeğer biçimde kamp hiyerarşisinin en altındadır. Çünkü cinsel yönelimleri değiştirilemeyeceğine göre, faşizme Aryan çocuklar vermeleri en az Yahudilerinki kadar imkânsızdır. Nazilerde Yahudi ve eşcinsellerin söylemsel temsili de son derece benzerdir: Bencil, gereksiz, cinsel olarak saldırgan ve ihtiyaçlarını kontrol edemeyen (Biedron, tarihsiz). Yahudilerin yarattığı tehlike Aryan ırkını melezleştirmek ise, eşcinsellerinki de onu ortadan kaldırmak / yaygınlığını azaltmaktır (HE, 2014). Aynı zamanda Nazilere göre eşcinseller güçsüz ve efemine oldukları için Alman ırkının bekası yolunda da savaşamazlar (HE, 2014).

Bu toplama kamplarından sağ kurtulan eşcinsellerle yapılan görüşmelerde hiçbirinin toplama kampında yaşadığını kimseye söylemediği, kişisel değersizleştirmenin bir özdeğerlendirme haline geldiği ve pembe üçgenlilerin dikkate değer bir evlenme eğilimi gösterdiği gözlenmiştir (Berenbaum; ).

Toplumsal Kontrol Araçları Olarak Toplama Kampları

Toplama kampları devlet ve toplumu uyumlu hale getirme çabasında kullanılan silahlardan bir tanesiydi. Fiziksel ortadan kaldırma, bu kampların önemli işlevlerinden bir tanesiydiyse de, sadece bununla sınırlı değildir. İzolasyon ve “istenmeyen” davranışların korkuyla bastırılması, böylece faşist ideolojiye açık korku yöntemleri ile uyum sağlanması, bunun olmadığı ya da “ırksal nedenlerle” olamayacağı durumlarda ise fiziksel imha yolu ile toplumun homojenleştirilmesi hedefleniyordu. Bu nedenle, Yahudiler ile eşcinseller, siyasi tutukluklar ve Yehova şahitleri genellikle ayrı toplama kamplarında tutuluyor ve ayrı muamele görüyordu, çünkü bu ikinci kategorinin “toplanmasının” asıl amacı “yeniden eğitim” idi. Faşizm, esas olarak eşcinsel ve transseksüelliği bir predispositionolarak algılıyordu.Bunun anlamı şuydu: Zaten varolan eşcinseller değiştirilemez ama tersten öğrenme yolu ile, davranışsal koşullandırma ile baskılanabilirdi. Böyle bakıldığında eşcinsellere yönelik Nazi toplama kamplarındaki (genellikle sert) müdahale, aslında bugün halen devam eden toplumsal kontrol araçlarının kuşkusuz daha acımasız olan bir diğeriydi.

Diğer taraftan pembe üçgenin sadece eşcinsellere değil, tecavücülere, zoofil ve pedofillere de verilen bir etiket olması, eşcinselliğin de toplumsal olarak kontrol altında tutulması gereken bir diğer cinsel hastalık / sapkınlık olarak görülmesinin bir başka uzantısıdır.

Elbette toplama kamplarının özgün bir tarafı olmadığını, sadece bir toplumsal kontrol mekanizmasına indirgenebileceğini veya bununla eşdeğer olarak görülebileceğini ifade etmek istemiyorum. Ruediger Lautmann’ın da belirttiği gibi, buralar toplumsal düzenlemenin sıradan ve kendine özgü yöntemlerinin bir arada kullanıldığı yerlerdi. Ona göre, toplumsal düzenleme bakış açısından toplama kamplarına bakıldığında bu sıradan ve biricik unsurları şöyle görebiliriz: Örneğin insanları etiketleme ve sınıflandırma normalken, belirli bir grubun tamamen toplum dışına atılması bu kamplara özgü biricik bir deneyimdi. Bir tutsağın hayatını organize etmek, onu yeniden eğitmek (ya da “topluma kazandırmak”) çabası normalken, mahkûmun hayatının hiçbir değeri olmaması biricikti. Eşcinselliği değersizleştirmek normalken, Anayasasında eşitlik yazan bir yerde güç kullanarak davranışlarını değiştirmeye zorlaması anormaldi.

Sonuç

Almanya’da eşcinsel hareket bu toplama kampı deneyiminden sonra ancak 1950’lerde yeniden gruplar kurmaya başlamış ve 1970’lere gelene kadar da 1932’deki güçlü durumuna geri dönememiştir. Nazi döneminde toplama kampları öncesinde, sırasında ve sonrasında yaşananlar bir kolektif kimlik olarak eşcinselliğin inşasını sadece Almanya’da değil, dünyanın başka her yerinde bir tehdit olarak görenlerin gelebileceği en son noktayı, homocaustu işaret etmektedir.

Foucault, Hapishanenin Doğuşu adlı kitabında cezanın bir ceza (şiddet) olarak görünür olmasından inceltilmiş yöntemlere geçiş olarak tarif ettiği modern iktidarın tarihini yazar(1992). Bu inceltilmiş yöntemler cezalandırmaktan çok, disipline edici ve sağaltıcı işlevler kazanırlar. Biyoiktidar, bedenin disipline edilmesine dayanır. Ancak toplumsal cinsiyet kimliğinin Aryan kadınlık ve erkeklik temelinde eşcinsel ve transseksüllerin cezalandırılması ve öldürülmesi dolayımıyla inşası / dondurulması / yüceltilmesi, bu modern iktidarın da cezalandırma ve şiddete dayalı olarak kurulduğunun tarihsel bir kanıtı olarak durmaktadır.  Ötekileştirme denilen süreç, ya da normal olanın dışında tanımlama, sadece bir adlandırma değil, bu kötülük ve şiddet dolu tarihsel hafızanın bir çıktısıdır.

Referanslar:

Austin, Ben S.  “Homosexuals& the Holocaust: Background &Overview”https://www.jewishvirtuallibrary.org/jsource/Holocaust/homo.htmlindirilme tarihi: 16.07.2014.

Biedron, Robert (tarihsiz) “Nazism’s Pink Hell” http://en.auschwitz.org/h/index.php?option=com_content&task=view&id=31&Itemid=3indirilme tarihi: 16.07.2014.

Foucoult, Michel (1992) Hapishanenin Doğuşu İmge: Ankara.

Holocaust Encyclopedia (tarihsiz) “Persecution of Homosexuals in the Third Reich”  http://www.ushmm.org/wlc/en/article.php?ModuleId=10005261indirilme tarihi: 16.07.2014.

Lautmann,Ruediger(1981) “Homosexuals& the Holocaust: GeyPrisoners in the ConcentrationCamps”https://www.jewishvirtuallibrary.org/jsource/Holocaust/geycomp.html indirilme tarihi: 16.07.2014.

Oswald, Iewis (2011) “Homocaust: The geyvictims of the Holocaust” http://www.hardenet.com/homocaust/liberationforothers.htmindirilme tarihi: 16.07.2014.

Plant, Richard (1986) The Pink Triangle: The Nazi WaragainstHomosexuals New York, H. Holt,

Steakley, James(tarihsiz) “Homosexuals& the Holocaust:Homosexuals& the Third Reich”https://www.jewishvirtuallibrary.org/jsource/Holocaust/Homosexuals_and_the_Third_Reich.htmlindirilme tarihi: 16.07.2014.


[1] Eşcinsellik önceden kusur olarak görülürken Nazi döneminde suç olarak tanımlandı ve sonraki 24 yıl boyunca da böyle kaldı. Ancak 2002 yılında Alman Hükümeti bundan dolayı gey topluluklardan resmi olarak özür diledi.

[2] Pembe üçgen sadece eşcinsellere değil, zoofil, pedofil ve tecavüzcülere de takılıyordu.

[3] Bu dönemde sadece Berlin’de yüz kadar kafe-bar bulunmaktadır (Biedron, tarihsiz).

[4] Holocaust Encyclopedia, bundan sonra HE.

[5] Kapo, SS’ler tarafından atanan mahkum gözetmenleri olup, yönetimle işbirliği yapan mahkumlar arasından seçilmektedir.

Kaynak: Kaos GL, 20.01.2016

http://www.kaosgl.com/sayfa.php?id=20942

Bunları da beğenebilirsiniz...